Çiçekler Konuşurken

 

Çiçekler Konuşurken

Bir sabah vaktiydi…

Güneş henüz yeni dokunuyordu toprağın alnına.
Geceden kalan çiy damlaları,
çiçeklerin kirpiklerinde inci gibi duruyordu.

Ve ben…

Sessizce yürüyordum rengârenk bir çiçek tarlasının içinde.

Bir yanımda papatyalar vardı.

Beyaz yüzleriyle gökyüzüne bakan,
saflığın ve temizliğin dilini konuşan papatyalar…

Bir yanımda laleler…

Asaletini topraktan alan,
rengini sevgiden alan laleler…

Bir yanımda gelincikler…

Kırmızı bir dua gibi uzanan ufuklara,
ateş kadar canlı,
sevda kadar derin…

Ve biraz ötede lavantalar…

Mor bir huzur gibi yayılmıştı ovaya.
Rüzgâr geçtikçe kokularını gönderiyorlardı gökyüzüne.

Sanki bütün çiçekler
aynı anda bir ilahi söylüyordu.

Toprak dinliyordu.

Gökyüzü dinliyordu.

Rüzgâr dinliyordu.

Ve ben…

Ben de dinliyordum.

Papatya dedi ki:

"Ey insan...

Bunca karmaşanın içinde neden unuttun sade olmayı?

Bak bana...

Ne altınım var ne gösterişim.

Ama yine de açıyorum yüzümü güneşe.

Çünkü güzellik, gösterişte değil;
yaradılışa teslim olmaktadır."

Utandım.

Çünkü bazen insan,
sahip olduklarını büyütürken
ruhunu küçültüyordu.

Sonra lale konuştu.

Başını hafifçe salladı.

Ve dedi ki:

"Ey yolcu...

Sevgi olmadan hiçbir renk tamam olmaz.

Ben kırmızı açarım bazen.

Bazen sarı.

Bazen beyaz.

Ama her rengim aynı hakikati anlatır:

Kalbinde sevgi olmayanın
dünyası çiçeksiz kalır. "

Derin bir sessizlik çöktü içime.

Çünkü haklıydı.

Sevgisiz kalan kalpler,
kuruyan bahçelere benziyordu.

Sonra gelincik çıktı ortaya.

Rüzgârla salındı.

Ve konuştu:

"Ben kırmızıyım.

Ama yalnızca rengim değildir beni anlatan.

Ben fedakârlığın rengiyim.

Sabretmenin rengiyim.

Fırtınalara rağmen ayakta kalmanın rengiyim.

Çünkü hayat bazen zorlar insanı.

Ama kökü sağlam olanlar yıkılmaz."

O an nice insan geldi aklıma.

Sessizce mücadele edenler…

Kimse görmeden fedakârlık yapanlar…

Geceyi sabaha taşıyan anneler…

Evlatları için yorulan babalar…

Ve umutlarını kaybetmeyen güzel insanlar…

Sonra lavantalar konuşmaya başladı.

Mor renkli huzur tarlaları…

Rüzgârla birlikte yayıldı sesleri.

Dediler ki:

"Ey insan...

Koşmayı biliyorsun.

Ama durmayı bilmiyorsun.

Kazanmaya çalışıyorsun.

Ama huzuru aramıyorsun.

Oysa bazen bir nefeslik sessizlikte
bulunur insanın kaybettiği kendisi."

Birden bütün dünya sustu sanki.

Kuşlar sustu.

Rüzgâr sustu.

Ve içimde yıllardır konuşan gürültüler sustu.

Gökyüzüne baktım.

Bulutlar beyazdı.

Güneş altın rengindeydi.

Toprak bereket kokuyordu.

Çiçekler dua ediyordu.

Ve dünya…

Dünya o an çok güzeldi.

Bir kelebek geçti önümden.

Kanatlarında baharın renkleri vardı.

Bir arı kondu lavantaya.

Bir serçe papatyaların arasına indi.

Uzakta kuzular koşuyordu.

Tavşanlar çimenlerde oynuyordu.

Hayat…

Bütün güzelliğiyle akıyordu.

Ve anladım ki;

Allah, bazen en büyük dersleri
kitaplardan değil,
çiçeklerden veriyordu.

Bir papatyanın sadeliğinde…

Bir lalenin zarafetinde…

Bir gelinciğin cesaretinde…

Bir lavantanın huzurunda…

Nice hikmetler saklıydı.

Ey insan!

Bir gün yolun düşerse böyle bir tarlaya,

Koşma hemen.

Dur.

Dinle.

Bak.

Hisset.

Çünkü çiçekler konuşur.

Renkler konuşur.

Rüzgâr konuşur.

Toprak konuşur.

Ve onları dinleyebilenler bilir ki;

Yeryüzü baştan sona bir şiirdir.

Her papatya bir mısra,

Her lale bir dua,

Her gelincik bir umut,

Her lavanta bir huzur satırıdır.

Ve bütün çiçekler hep birlikte haykırır:

"Hayat güzeldir...

Sevgi varsa...

Merhamet varsa...

Şükür varsa...

Ve insan, kalbini bahar gibi koruyabiliyorsa..." 🌼🌷🌺💜🌿✨

Yorum Gönder

0 Yorumlar