Duvarın Gölgesinde Toprak: Tubas’ta Güvenlik Söylemi, Mekânsal Kuşatma

Duvarın Gölgesinde Toprak: Tubas’ta Güvenlik Söylemi, Mekânsal Kuşatma

Batı Şeria’nın kuzeyinde, Tubas vilayetinde yükselen 22 kilometrelik bir duvar yalnızca beton ve asfaltın birleşimi değildir; o, bir coğrafyanın kaderine çizilen sert bir çizgidir. İsrail’in “güvenlik” gerekçesiyle inşa ettiğini açıkladığı bu yeni duvar ve yol projesi, Filistinliler için toprağa, geçime ve geleceğe uzanan damarların kesilmesi anlamına geliyor.

Resmî söylem sakin ve teknik: güvenlik, kontrol, önlem. Ancak sahadaki gerçeklik daha derin ve daha ağırdır. Bu yapı, Tubaslı Filistinlileri binlerce dönüm tarım arazisinden fiilen koparacak; zeytin ağaçlarını, tarlaları ve su kaynaklarını erişilmez bir “öte yakaya” hapsedecektir.

Güvenlik mi, Mekânsal Tasfiye mi?

İsrail ordusu, bölge sakinlerine duvarın güvenlik amaçlı olduğunu bildirdi. Fakat duvarın güzergâhı, yalnızca askeri risk noktalarını değil; verimli ovaları, tarım alanlarını ve Filistin ekonomisinin bel kemiğini hedef alıyor. Bu durum, uzun süredir tartışılan bir gerçeği yeniden gündeme taşıyor: Batı Şeria’da güvenlik söylemi çoğu zaman mekânsal kontrolün dili olarak kullanılıyor.

Duvar, yalnızca hareket özgürlüğünü kısıtlamıyor; yaşamın ritmini de değiştiriyor. Çiftçi için bu, toprağına ulaşmak adına izin kâğıtları, kontrol noktaları ve belirsizlik demek. Gençler için ise, ata mirası toprakla bağın kopması anlamına geliyor.

Tarım Arazileri: Sessizce Kaybolan Bir Gelecek

Tubas, Batı Şeria’nın önemli tarım merkezlerinden biri. Bu bölgedeki topraklar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir değer taşıyor. Duvarın inşasıyla Filistinliler, ekemedikleri topraklardan değil; üretme hakkından mahrum bırakılıyor.

Bu tür projeler, ani bir yıkımdan ziyade yavaş bir tasfiyeyi andırıyor. Ne bir günde sürgün var ne de yüksek sesli bir tahliye; ama sonuç aynı: Toprakla insan arasındaki bağ sistematik biçimde koparılıyor.

Uluslararası Hukuk ve Sessiz Tanıklık

İşgal altındaki Batı Şeria’da gerçekleştirilen bu tür altyapı projeleri, uluslararası hukuka göre ciddi soru işaretleri barındırıyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, işgalci gücün yerel nüfusun mülkiyetini ve yaşam koşullarını kalıcı biçimde değiştirmesini yasaklıyor. Buna rağmen Tubas’ta yükselen duvar, dünyanın gözü önünde sessizce ilerliyor.

Uluslararası toplumun tepkisi ise çoğu zaman ölçülü açıklamalarla sınırlı kalıyor. Oysa burada kaybedilen yalnızca Filistinlilerin toprağı değil; hukukun evrensel iddiası da aşınıyor.

Sonuç: Betonun Ardındaki Hikâye

Tubas’ta inşa edilen bu duvar, bir güvenlik yapısından çok daha fazlasıdır. O, bir halkın toprağıyla arasına çekilen görünmez ama kalın bir perdedir. Beton yükseldikçe, ufuk daralıyor; yol uzadıkça, gelecek daha belirsiz hale geliyor.

Bu hikâye, yalnızca Filistin’in değil, adaletin de hikâyesidir. Çünkü bir coğrafyada duvarlar çoğaldığında, sessizlik yalnızca tarafsızlık değil; zamanla ortaklık anlamına da gelebilir. TRT WORLD 

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski