Tarihin her döneminde terör örgütleri, silah kadar sembole de yatırım yapmıştır. Saç örmek, renk taşımak, slogan atmak ya da romantize edilmiş direniş imgeleri üretmek; bunların hiçbiri masum değildir. Bunlar, şiddeti estetize etmenin, kanı görünmez kılmanın araçlarıdır. Gerçekliğin üstüne çekilen ince ama tehlikeli bir tül…
PKK özelinde bakıldığında, örgütün beslendiği ana damar ideoloji değil, kaos ve sadakat üretimidir. Bu yapı; Kürtleri temsil etmediği gibi, Kürt halkına en ağır bedelleri ödetmiş bir şiddet makinesidir. Köylerinden edilenler, zorla silah altına alınan çocuklar, susturulan kanaat önderleri… Bunlar örgütün “davası”nın değil, bilançosunun satırlarıdır.
Kimlik Üzerinden İnşa Edilen Yalan
PKK, yıllardır etnik kimliği bir maske gibi kullanır. Oysa maske düştüğünde görülen şudur:
Ne Kürt kültürüyle,
ne Kürt inancıyla,
ne de Kürtlerin tarihsel hafızasıyla sahici bir bağ…
İnancı dışlayan, farklı düşüneni tasfiye eden, kendi içinden itiraz edenleri infaz eden bir yapının “özgürlük” iddiası, ancak propagandanın gücüyle ayakta kalabilir. Örgüt, en çok da kendi halkını hedef almıştır. Bu gerçek, sloganlarla değil mezar taşlarıyla sabittir.
Kullanılan İnsan, Tükenen Hayat
Terör örgütlerinin en büyük başarısı, insanları düşünmekten vazgeçirmesidir. Duygular harekete geçirilir, akıl askıya alınır. Böylece birey, kendini bir davanın parçası sanırken aslında başkalarının stratejik hesaplarında küçük bir piyona dönüşür.
Bugün sembollerle, ritüellerle, sözde dayanışma gösterileriyle bu yapıyı meşrulaştıranlar şunu sormalıdır:
Bu örgüt kimi özgürleştirdi?
Kime huzur getirdi?
Hangi çocuğun geleceğini kurtardı?
Cevaplar sessizdir. Çünkü hakikat, propagandanın sevmediği bir misafirdir.
Ahlaki Eşik
Şiddeti kutsayan hiçbir yapı masum değildir. Hangi ideolojik ambalaja sarılırsa sarılsın, hangi mağduriyet dilini kullanırsa kullansın… Sivilleri hedef alan, çocukları silahlandıran, korkuyu yöntem hâline getiren her örgüt insanlığın karşısında durur.
Bu noktada mesele “hangi taraftasın?” sorusu değil,
“İnsanın neresindesin?” sorusudur.
Son Söz
Saç örmek bir gelenek olabilir. Ama terörü süslemek, geleneğin değil, aklın ve vicdanın çöküşüdür. Gerçek cesaret; slogan atmakta değil, gerçeği görmekte yatar.
Ve gerçek şudur:
Terör, kimlikten beslenir ama kimlik bırakmaz.
Gürültü üretir ama gelecek inşa etmez.
İleriye bakmak, artık sembollerin değil, hakikatin tarafını tutmayı gerektiriyor.
