Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, “Türkiye, AB benzeri bir Ortadoğu Birliği kurmaya açık” yönündeki açıklaması, yalnızca diplomatik bir temenni değil; aynı zamanda bölgenin yüzyıllık kaderine dair güçlü bir zihinsel kırılma çağrısıdır. Bu ifade, Ortadoğu’nun kronikleşmiş çatışma alanı olma vasfından sıyrılıp, ortak akıl ve kurumsal iş birliğiyle yeniden inşa edilebileceğine dair stratejik bir vizyonu işaret eder.
Bu vizyon, tarihin yükünü sırtında taşıyan bir coğrafyada, geleceği yeniden tasarlama cesaretidir.
Ortadoğu’nun Parçalı Hafızası ve Birlik İhtiyacı
Ortadoğu, modern çağda sınırları cetvelle çizilmiş, toplumsal dokusu parçalanmış ve dış müdahalelerle yön tayin etmeye zorlanmış bir coğrafya oldu. Ulus-devletlerin kırılgan yapıları, mezhep ve etnik fay hatları, enerji rekabeti ve vekâlet savaşları; bölgeyi kalıcı istikrarsızlığın eşiğinde tuttu.
Oysa Avrupa Birliği deneyimi, yıkıcı savaşlardan çıkmış toplumların, egemenlikten tamamen vazgeçmeden de ortak bir gelecek inşa edebileceğini gösterdi. AB, bir gecede doğmadı; ekonomik entegrasyonla başladı, hukuki normlarla derinleşti, siyasi dayanışmayla kurumsallaştı. Ortadoğu için önerilen model de birebir bir kopya değil; bölgenin tarihine, kültürüne ve gerçekliğine uyarlanmış özgün bir birlik fikridir.
Türkiye’nin Konumu: Coğrafyanın Merkezinde, Tarihin Eşiğinde
Türkiye, bu vizyonun doğal taşıyıcılarından biridir. Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu arasında kurduğu çok katmanlı ilişkiler; onu yalnızca bir bölge ülkesi değil, bir denge kurucu aktör haline getirmiştir. NATO üyeliği, AB ile kurumsal bağları, İslam dünyasıyla tarihsel ve kültürel ilişkileri; Türkiye’ye eşsiz bir diplomatik hareket alanı sunar.
Hakan Fidan’ın açıklaması, Türkiye’nin Ortadoğu’da hegemonya arayışında olmadığını; aksine, ortak kurumlar, karşılıklı çıkarlar ve diyalog temelinde bir kolektif güvenlik ve refah mimarisi kurma arzusunu yansıtır. Bu yaklaşım, “güç dayatması” yerine “güç paylaşımı” fikrini merkeze alır.
Bir Ortadoğu Birliği Ne Vaat Edebilir?
AB benzeri bir Ortadoğu Birliği, kısa vadede romantik bir ideal gibi algılansa da, doğru adımlarla somut kazanımlar üretebilir:
- Ekonomik Entegrasyon: Gümrük kolaylıkları, ortak altyapı projeleri, enerji ve su kaynaklarının birlikte yönetimi.
- Güvenlik İş Birliği: Terörle mücadelede istihbarat paylaşımı, sınır güvenliği ve çatışma önleme mekanizmaları.
- İnsani ve Sosyal Boyut: Mülteci krizlerine ortak çözümler, eğitim ve kültürel değişim programları.
- Diplomatik Özerklik: Küresel güçlerin rekabet alanı olmaktan çıkıp, kendi kaderini tayin edebilen bir bölge.
Bu çerçevede birlik, bir “süper devlet” değil; farklı hızlarda ilerleyen, esnek ve çok katmanlı bir iş birliği modeli olabilir.
Zorluklar Gerçek, Ama Aşılmaz Değil
Elbette bu yol haritası risksiz değildir. Rejim farklılıkları, güven eksikliği, devam eden savaşlar ve dış aktörlerin müdahaleleri; süreci zorlaştıran temel unsurlardır. Ancak Avrupa da benzer sancılardan geçmiştir. Asıl soru şudur: Ortadoğu, sürekli kriz üretmeye mi mahkûm, yoksa ortak akıl üretmeyi öğrenebilir mi?
Türkiye’nin ortaya koyduğu yaklaşım, bu soruya verilen net bir cevaptır: Başka bir Ortadoğu mümkündür.
Sonuç: Geleceği Konuşma Cesareti
Hakan Fidan’ın açıklaması, bugünün sorunlarını aşan; yarının dünyasını konuşma cesaretidir. Bu cesaret, silahların değil kurumların; çatışmanın değil iş birliğinin; yalnızlığın değil ortaklığın dilini önerir.
Ortadoğu, tarih boyunca medeniyetlerin doğduğu bir coğrafya oldu. Belki de artık, medeniyetler arası bir birlik fikrinin yeniden filizlenme vaktidir. Türkiye’nin çağrısı tam da bu noktada anlam kazanıyor: Geleceği başkalarının yazmasına razı olmayanlar için, yeni bir sayfa açılıyor.
