İsrailli Vekil Meirav Cohen’den Çarpıcı İtiraf: Batı Şeria’da Yerleşimci Şiddeti ve “Yahudi Terörü” Tartışması

İsrailli Vekil Meirav Cohen’den Çarpıcı İtiraf: Batı Şeria’da Yerleşimci Şiddeti ve “Yahudi Terörü” Tartışması

 

Ortadoğu’nun kadim topraklarında, tarih yalnızca yazılmaz; aynı zamanda yankılanır. Her taşın, her zeytin ağacının, her yanmış tarlanın içinde bir hafıza saklıdır. Ve bazen, bu hafıza en beklenmedik yerden, en sert gerçeği fısıldar. İşte tam da böyle bir anda, İsrailli milletvekili Meirav Cohen’in sözleri, alışılmış siyasi dilin ötesine geçerek vicdanın kapısını araladı.

Cohen’in “Kabul etmek acı verse de bu Yahudi terörüdür” ifadesi, yalnızca bir eleştiri değil; aynı zamanda uzun süredir bastırılmış bir gerçeğin itirafı olarak okunmalıdır. Çünkü Batı Şeria’da yaşananlar, artık yalnızca “çatışma” ya da “gerilim” gibi nötr kavramlarla tarif edilemeyecek kadar derin ve yakıcıdır. Filistin köylerine yapılan saldırılar, yakılan tarlalar, öldürülen hayvanlar… Bunlar, gündelik şiddetin sıradanlaştığı bir düzenin işaretleridir.

Bu noktada asıl mesele, şiddetin kim tarafından uygulandığından çok, ona nasıl bir anlam yüklendiğidir. Cohen’in eleştirisinin merkezinde yer alan çarpıcı gerçek şudur: Eğer şiddet yalnızca belirli bir kimliğe yöneldiğinde “terör” olarak adlandırılıyor, diğer durumlarda ise görmezden geliniyorsa, burada ciddi bir ahlaki çöküşten söz etmek gerekir. Bu, sadece siyasi bir çifte standart değil; aynı zamanda insanlık onuruna karşı işlenmiş sessiz bir ihlaldir.

Sessizlik… Belki de bu hikâyenin en ağır yükünü taşıyan kelime budur. Çünkü sessizlik, çoğu zaman tarafsızlık değil; örtük bir onaydır. Şiddet karşısında susmak, o şiddetin devam etmesine zemin hazırlar. Cohen’in “Sessizlik ahlaksızlıktır” sözleri, bu yüzden sadece İsrail toplumuna değil, uluslararası kamuoyuna da yöneltilmiş güçlü bir çağrıdır.

Bugün Filistin topraklarında yaşananlar, yalnızca iki taraf arasındaki bir anlaşmazlık değil; aynı zamanda evrensel değerlerin sınandığı bir vicdan testidir. Hukukun, insan haklarının ve adaletin ne kadar evrensel olduğu sorusu, en çok bu coğrafyada anlam kazanıyor. Eğer adalet, kimliğe göre şekil değiştiriyorsa, o artık adalet değildir.

Bu bağlamda, Cohen’in çıkışı bir kırılma anı olarak değerlendirilebilir. Çünkü içeriden gelen bu tür eleştiriler, hem toplumların kendi yüzleşmelerini başlatır hem de uluslararası arenada yeni bir tartışma zemini oluşturur. Ancak bu tür seslerin etkili olabilmesi için yalnız kalmaması gerekir. Aksi halde, en güçlü hakikat bile yankısız bir boşlukta kaybolabilir.

Geleceğe dair umut, her zaman en zayıf görünen yerden filizlenir. Belki de bu sözler, uzun süredir suskun kalan vicdanların yeniden konuşmaya başlaması için bir kıvılcım olabilir. Çünkü gerçek değişim, çoğu zaman büyük kalabalıklardan değil; doğru zamanda söylenmiş tek bir cümleden doğar.

Ve nihayetinde mesele şudur: İnsanlık, kendi değerlerini gerçekten savunacak mı, yoksa onları yalnızca işine geldiğinde mi hatırlayacak?

Ortadoğu’nun rüzgârı bu soruyu taşımaya devam ediyor. Cevap ise hâlâ yazılmayı bekliyor.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski