Bulutlarda Uyumak
Bulutlarda uyumak ister her çocuk,
göğün beyaz yastıklarına başını koyup,
rüzgârın anlattığı masallarla dalmak ister uykuya.
Bir elinde uçurtma,
öbür elinde yarım kalmış bir düş,
güneşi cebine saklayıp
akşama kadar oyun oynamak ister.
Çünkü çocukların ülkesi
haritalarda çizilmez.
Onların sınırları yoktur,
pasaportları kahkahadır.
Bir taş, bir çiçek, bir kelebek
bütün dünyaya bedeldir bazen.
Ama dünyanın büyükleri
uzun masaların etrafında otururken,
çocukların gökyüzüne çizdiği resimler
birden kararmaya başlar.
Bir siren sesi geçer uzaklardan,
bir pencere titrer ansızın,
bir oyuncak ayı düşer yatağından.
Ve bir çocuk,
henüz harfleri yeni öğrenmişken,
anlamını bilmediği kelimelerle tanışır:
Savaş...
Yıkım...
Kayıp...
Oysa onun sözlüğünde
yalnızca sevgi vardı,
anne vardı,
baba vardı,
arkadaş vardı,
ve rengârenk kalemlerle çizilmiş
yarınlar vardı.
Bir çocuk bazen sorar:
"Neden?"
Öyle içten, öyle temiz sorar ki,
cevap vermeye utanır dünya.
"Neden insanlar birbirine kızıyor?"
"Neden gökyüzü duman oluyor?"
"Neden evler yıkılıyor?"
"Neden oyuncaklar susuyor?"
"Neden büyükler ağlıyor?"
Sorular büyür gecenin içinde.
Ve hiçbir siyasetçinin cümlesi,
hiçbir ekranın parlak ışığı,
hiçbir nutuk, hiçbir açıklama
bir çocuğun o tek kelimelik sorusunu
tam olarak cevaplayamaz:
"Neden?"
Belki de çocuklar
savaşların sebebini gerçekten merak etmiyorlardır.
Belki onlar,
büyüklerin gözlerinin içine bakıp
orada kalan merhameti arıyorlardır.
Belki de korkularını saklamak için
soruyorlardır bu soruları.
Mahcup...
Sessiz...
Çocukça...
Bir kuş ürkekliğinde...
Çünkü korku,
çocuk kalbinde ağır bir yüktür.
O yüzden gülümserler bazen.
Dünyanın en zor zamanlarında bile.
Bir enkazın yanında
seksek oynayan çocuğu gördüğünüzde,
bilin ki bu cesaret değildir yalnızca.
Bu, hayata tutunmanın
en saf biçimidir.
Çünkü çocuklar bilir:
Bir çiçek yeniden açabilir.
Bir ağaç yeniden yeşerebilir.
Bir şehir yeniden kurulabilir.
Ama umut kaybolursa
gökyüzü de kararır.
Bu yüzden saklarlar umutlarını
ceplerinde.
Bir misket gibi...
Bir şeker gibi...
Bir yıldız gibi...
Gece olduğunda,
anneler çocuklarını uyutmaya çalışır.
Masallar anlatılır.
Kırık pencerelerden yıldızlar görünür.
Ve bazı çocuklar,
bulutlarda uyuduklarını hayal eder.
Orada bomba sesleri yoktur.
Orada korkular kapının önünde kalır.
Orada bütün anneler gülümser.
Orada hiçbir çocuk
yarım kalan oyuncağına ağlamaz.
Bulutların üzerinde
kardeştir bütün diller.
Kardeştir bütün renkler.
Kardeştir bütün yüzler.
Ve dünya,
çocukların çizdiği resimlerdeki gibi
kocaman bir bahçeye dönüşür.
Belki bir gün,
büyükler de çocuklardan öğrenir yaşamayı.
Bir ekmeği paylaşmayı,
Bir ağacı sevmeyi,
Bir kuşu incitmemeyi,
Bir insanı sadece insan olduğu için
sevebilmeyi...
O gün geldiğinde
savaşlar eski bir masal gibi kalacak geride.
Ve çocuklar yeniden soracak:
"Gerçekten insanlar savaşır mıymış?"
Biz de başımızı eğip
utançla gülümseyeceğiz.
Çünkü dünya,
en doğru cevabı çoktan vermiş olacak.
Gökyüzünde usulca yüzen bulutlar arasında
uyuyan bir çocuğun yüzünde...
O tarifsiz huzurda...
O sessiz mutlulukta...
Ve bütün karanlıklara rağmen
gülümsemeyi unutmayan
o küçük yüreğin ışığında.

0 Yorumlar