Hayat…
Bazen kapısını çaldığımızda sessiz kalan, bazen de hiç beklemediğimiz anda içeri dolan bir rüzgâr gibi.
Ama bugün, ona başka türlü sesleniyorum:
“Haydi hayat, gül yüzüme…”
Çünkü insan, en çok karanlıkta ışığın kıymetini anlar. En çok yorulduğunda dinlenmenin, en çok düştüğünde ayağa kalkmanın anlamını kavrar. Ve bazen hayat, suskunluğuyla öğretir en büyük dersleri—sabretmeyi, beklemeyi, vazgeçmemeyi.
Hayatın yüzü hep aynı değildir.
Kimi zaman serttir, sınar. Kimi zaman mesafelidir, uzaklaşır. Ama bil ki, onun da bir tebessümü vardır. Ve o tebessüm, en çok direnenlere, en çok inananlara, en çok “yine de” diyebilenlere açılır.
“Yine de devam edeceğim.”
“Yine de umut edeceğim.”
“Yine de içimdeki ışığı söndürmeyeceğim.”
İşte hayat, bu cümleleri duymayı bekler.
Gül yüzünü görmek istiyorsan hayattan, önce sen yüzünü dönmelisin ona. Kırgınlıkların arasından bir umut tohumu ekmelisin kalbine. Çünkü hayat, çoğu zaman bize sunduğu değil, bizim ondan aldığımız kadardır.
Unutma…
Her sabah yeniden yazılan bir hikâyedir.
Her nefes, yeni bir ihtimaldir.
Ve her insan, kendi baharını içinde taşır.
Şimdi başını kaldır…
Gökyüzüne bak.
İçinden geçenleri saklamadan söyle:
“Haydi hayat…
Ben hazırım.
Sen de gül yüzüme.”
“Hayatın Gülüşü”
Bir sabahın eşiğinde durdum,
gecenin yorgunluğunu omuzlarımda taşıyarak…
Ve içimden bir ses, kırık ama dirençli:
“Haydi hayat… gül yüzüme,” dedi.
Zaman, suskun bir nehir gibi aktı yanımdan,
ne geri döndü ne de iz bıraktı avuçlarımda.
Ama ben, kaybettiklerimin küllerinden
bir umut tohumu sakladım kalbimde.
Ey hayat…
Sen bazen sert bir rüzgâr,
bazen uzak bir yıldızsın.
Ama bilirim, en karanlık gecede bile
bir ışık gizlersin koynunda.
Ben artık bekleyen değilim,
yürüyenim…
Düşsem de kalkarım,
kırılsam da tamamlarım kendimi.
Çünkü öğrendim—
gülüş, dışarıdan gelmez insana,
içinde doğar…
Ve en çok, vazgeçmeyenlere yakışır.
Şimdi bırakıyorum içimdeki yükleri,
eski yaraları, susturulmuş çığlıkları…
Ve boşalan her yerime
biraz daha sen doluyorsun, hayat.
Bak, yüzümde ince bir çizgi,
bir tebessümün ilk hali…
Kırılgan ama gerçek.
Duyuyor musun?
Bu kez sadece bir dilek değil—
bir davet bu:
“Haydi hayat…
Ben buradayım.
Ve artık hazırım…
Sen de gül yüzüme.”
