10 milyon TL ile işletme kurmak yerine bankada yüksek faiz geliri elde etmek neden daha cazip hale geliyor? Faiz, üretim, istihdam, yatırım ve sermaye arasındaki ilişkiyi ekonomik açıdan inceliyoruz.
faiz bataklığı, yüksek faiz, üretim ekonomisi, faiz ve istihdam, yatırım yerine faiz, sermaye ve üretim, yüksek faiz ekonomisi, Türkiye ekonomisi, üretim ve istihdam, yatırım teşvikleri, KOBİ finansmanı, faiz geliri, ekonomik büyüme, sermaye yatırımı, reel sektör
10 milyon liranız olsa ne yapardınız?
Hayali ama son derece gerçekçi bir soru soralım:
10 milyon TL sermayeniz var.
Önünüzde iki seçenek bulunuyor.
Birinci seçenek: Küçük veya orta ölçekli bir işletme kuracaksınız.
Dükkan veya fabrika kiralayacaksınız. Makine alacaksınız. Çalışan istihdam edeceksiniz. SGK, vergi, elektrik, su, kira, hammadde, muhasebe, lojistik ve pazarlama giderlerini karşılayacaksınız.
Üstelik müşterinin gelip gelmeyeceğini, ekonominin nasıl seyredeceğini ve işletmenin kâr edip etmeyeceğini bilmiyorsunuz.
İkinci seçenek ise sermayenizi finansal bir araçta değerlendirmek.
Üretim tesisi kurmadan, personel çalıştırmadan, stok tutmadan ve ticari risk almadan paranızın size düzenli bir finansal getiri sağlamasını beklemek.
İşte asıl ekonomik soru tam burada başlıyor:
Bir ülkede sermaye neden üretim yaparak kazanmak yerine, üretim yapmadan finansal getiri elde etmeyi daha cazip bulmaya başlar?
Bu sorunun cevabı, yalnızca faiz oranlarında değil; ekonominin tamamındaki teşvik yapısında aranmalıdır.
Faiz bataklığı nedir?
“Faiz bataklığı” kavramını burada bir ekonomik davranış biçimini anlatmak için kullanabiliriz.
Sermaye sahibi açısından üretime yatırım yapmak yüksek riskli, zahmetli ve belirsiz; finansal getiri elde etmek ise daha kolay ve öngörülebilir hale geldiğinde sermayenin üretken yatırımlardan uzaklaşması mümkündür.
Bu durum bir kısır döngü oluşturabilir:
Yüksek finansal getiri → üretim yatırımının cazibesinin azalması → daha az yatırım → daha sınırlı üretim kapasitesi → daha az yeni istihdam → ekonomik büyümenin zayıflaması
Bu mekanizma her ekonomide aynı şekilde ortaya çıkmaz. Ayrıca bankadaki mevduatın ekonomiden tamamen çekildiğini söylemek de doğru değildir; bankalar bu kaynakları kredi ve diğer finansal faaliyetlerde kullanabilir.
Ancak temel mesele değişmez:
Sermayenin sahibi açısından hangi seçenek daha cazip hale geliyor?
10 milyon lira neden işletme kurmak yerine bankaya gidebilir?
Bir girişimcinin kararını yalnızca “ülkeye faydalı olmak” belirlemez.
Girişimci doğal olarak risk ve getiriyi karşılaştırır.
10 milyon TL ile işletme kurduğunda:
- Personel maliyeti vardır.
- Kira veya gayrimenkul maliyeti vardır.
- Vergiler vardır.
- SGK yükümlülükleri vardır.
- Enerji maliyetleri vardır.
- Hammadde maliyetleri vardır.
- Stok riski vardır.
- Müşteri bulma riski vardır.
- Rekabet vardır.
- Kur riski olabilir.
- Yönetim ve operasyon sorumluluğu vardır.
- İşletmenin zarar etme ihtimali vardır.
Buna karşılık finansal getiri daha az operasyonel emek gerektirebilir.
Dolayısıyla girişimci kendisine şu soruyu sorabilir:
“Neden bütün bu riski alayım?”
İşte ekonomik sistemin cevaplaması gereken soru budur.
Sorun faiz mi, yoksa teşvik yapısı mı?
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Yüksek faizi tek başına bütün ekonomik sorunların nedeni olarak göstermek doğru değildir.
Çünkü yüksek faiz çoğu zaman yüksek enflasyon, enflasyon beklentileri ve finansal istikrar ihtiyacı gibi başka ekonomik sorunların sonucu veya aracı olabilir.
Dolayısıyla yalnızca:
“Faizi düşürelim, bütün sorunlar çözülsün.”
demek yeterli değildir.
Asıl hedef şu olmalıdır:
Üretime yatırım yapmayı, yalnızca finansal getiri elde etmekten daha cazip hale getiren sağlıklı bir ekonomik ortam oluşturmak.
Üretim yapan neden cezalandırılmış gibi hissetmemeli?
Bir işletme kuran insan yalnızca kendi parasını riske atmaz.
Aynı zamanda istihdam yaratır.
Bir çalışan işe girer.
O çalışanın ailesinin geliri oluşur.
İşletme hammadde satın alır.
Başka bir işletmenin satışları artar.
Nakliyeci iş yapar.
Muhasebeci iş yapar.
Elektrik tüketilir.
Vergi ödenir.
Ürün piyasaya çıkar.
Böylece tek bir yatırım ekonomide zincirleme bir hareket meydana getirir.
Bu nedenle üretken yatırımın topluma sağladığı fayda, girişimcinin elde ettiği kârdan daha geniştir.
Bir fabrika yalnızca ürün üretmez; gelir, istihdam, vergi, teknoloji ve ekonomik hareket üretir.
Bir doktorun maaşı ile 10 milyon liranın finansal getirisi neden tartışma yaratıyor?
Burada toplum açısından çok güçlü bir karşılaştırma ortaya çıkıyor.
Bir doktor yıllarca eğitim alır.
Tıp fakültesini bitirir.
Uzmanlık eğitimi alabilir.
Yıllarını mesleğine verir.
Her gün insan hayatıyla ilgili büyük sorumluluk taşır.
Fakat aynı toplumda 10 milyon TL sermayesi bulunan bir kişinin, hiçbir yeni işletme kurmadan veya doğrudan yeni bir istihdam oluşturmadan elde ettiği finansal gelir bazı dönemlerde yüksek nitelikli bir meslek gelirini aşabiliyorsa, toplumun şu soruyu sorması doğaldır:
Ekonomimiz emeği ve üretkenliği mi, yoksa mevcut sermayeyi mi daha fazla ödüllendiriyor?
Bu, doktorun kazancını küçümsemek değildir.
Tam tersine, emeğin, uzmanlığın ve toplumsal katkının nasıl fiyatlandığını sorgulamaktır.
Sermaye neden üretime yönelmeli?
Bir ekonominin uzun vadeli gücü yalnızca para miktarıyla ölçülmez.
Asıl güç:
Üretim kapasitesidir.
Bir ülkenin fabrikaları, teknolojisi, tarımsal üretimi, yazılım şirketleri, ihracatçıları, mühendisleri, ustaları ve girişimcileri ne kadar güçlüyse gelecekteki ekonomik kapasitesi de o kadar güçlü olur.
Bu nedenle sermayenin tamamının finansal getiriyi takip etmesi uzun vadede sağlıklı bir tablo oluşturmayabilir.
Sermaye;
fabrikaya, teknolojiye, tarıma, enerjiye, yazılıma, ihracata ve yeni girişimlere
aktığında ekonominin üretim kapasitesi büyür.
Peki çözüm faizi sıfırlamak mı?
Kesinlikle bu kadar basit değil.
Faizin yapay biçimde düşürülmesi;
- Enflasyon baskısını artırabilir.
- Tasarruf davranışlarını değiştirebilir.
- Döviz piyasasında baskı oluşturabilir.
- Finansal istikrar sorunları yaratabilir.
- Sermayenin başka alanlara kaçmasına neden olabilir.
Bu nedenle hedef yalnızca “düşük faiz” olmamalıdır.
Hedef:
Düşük ve istikrarlı enflasyon + öngörülebilir ekonomi + üretken yatırım + uygun finansman + güçlü hukuk düzeni + verimli iş gücü
olmalıdır.
Ancak böyle bir ortamda girişimci, parasını yalnızca bankada tutmak yerine üretime yönlendirmek için daha güçlü bir neden bulabilir.
Asıl mesele: Paranın değil, üretimin getirisi
Ekonominin sağlıklı olup olmadığını anlamak için şu soruyu sormak gerekir:
10 milyon TL'si olan insanı yeni bir işletme kurmaya ne teşvik ediyor?
Eğer cevap zayıfsa ortada ekonomik bir problem vardır.
Çünkü girişimci:
“İşletme kurarsam daha fazla risk alıyorum, daha fazla çalışıyorum, insan istihdam ediyorum ve sonunda finansal getiriden daha düşük bir kazanç elde ediyorum.”
diye düşünmeye başlarsa sermaye üretimden uzaklaşabilir.
Bu nedenle ekonomi politikalarının görevi sermaye sahibini cezalandırmak değil, üretken yatırımın risk-getiri dengesini iyileştirmektir.
Üretim ekonomisinin yolu nereden geçiyor?
Üretim ekonomisini güçlendirmek için yalnızca faiz oranlarına bakmak yeterli değildir.
Şunların tamamı birlikte ele alınmalıdır:
1. Fiyat istikrarı
Yatırımcının geleceği öngörebilmesi gerekir.
2. Uygun yatırım finansmanı
Uzun vadeli ve sürdürülebilir finansmana erişim kolaylaştırılmalıdır.
3. KOBİ desteği
Küçük işletmeler üretimin ve istihdamın önemli unsurlarındandır.
4. Vergi ve SGK yüklerinin dengelenmesi
İstihdam oluşturmanın maliyeti işletmeler açısından sürdürülebilir olmalıdır.
5. Teknolojik dönüşüm
Sermaye yalnızca mevcut üretimi değil, daha yüksek katma değerli üretimi desteklemelidir.
6. İhracat kapasitesi
Üretimin yalnızca iç pazara değil, küresel pazarlara da açılması gerekir.
7. Hukuki ve ekonomik öngörülebilirlik
Girişimci beş yıl sonrasını hesaplayabilmelidir.
Son söz: 10 milyon lira bankada mı, ekonominin içinde mi?
Mesele aslında bir insanın parasını bankaya yatırması değildir.
İnsanlar sahip oldukları sermayeyi elbette kendi risk ve beklentilerine göre değerlendirebilir.
Asıl mesele ekonomik sistemin hangi davranışı ödüllendirdiğidir.
Eğer sistem;
“Üretim yap, insan çalıştır, risk al, yatırım yap.”
dediğinde girişimci yeterli karşılığı göremiyor;
ama
“Sermayeni finansal getiride tut.”
dediğinde daha az riskle daha cazip bir kazanç ortaya çıkıyorsa burada ciddi bir ekonomik teşvik sorunu vardır.
Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca bankaların bilançolarında değil;
fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda, teknoloji laboratuvarlarında ve insanların emeğinde kurulur.
10 milyon liranın bankada durması bir kişinin servetini büyütebilir.
Ama aynı 10 milyon lira yeni bir işletmeye dönüşürse;
iş üretir, maaş üretir, vergi üretir, teknoloji üretir, ihracat üretir ve yeni bir ekonomik değer zinciri oluşturabilir.
İşte üretim ekonomisinin temel meselesi budur:
Sermayeyi yok etmek değil, sermayeyi üretime yönlendirecek kadar güçlü bir ekonomik zemin oluşturmak.
Çünkü güçlü ekonomi, paranın sadece para kazandığı ekonomi değildir.
Güçlü ekonomi; paranın üretime, üretimin istihdama, istihdamın refaha ve refahın toplumun geleceğine dönüştüğü ekonomidir.

0 Yorumlar