Yağmurun Şarkısı, Dünyanın Gülüşü
Bir sabah yağmurla uyandı dünya…
Gökyüzü, bulutların ince elleriyle
rahmet serpti toprağın üzerine.
Ne bir öfke vardı rüzgârda,
ne de karanlığın ağırlığı.
Sadece yağmur vardı…
Sessiz, zarif ve bereketli…
Damlalar birer inci gibi düştü yaprakların üzerine.
Çiçekler başlarını kaldırdı göğe doğru.
Toprak derin bir nefes aldı.
Ve bütün dünya,
uzun bir özlemden sonra kavuşmuş gibi gülümsedi.
Yeşillikler uzanıyordu ufuklara kadar.
Dağların eteklerinden ovalara,
ormanlardan çayırlara kadar
hayat yeniden yazılıyordu sanki.
Bir papatya açtı sessizce.
Ardından bir menekşe…
Sonra kırmızı gelincikler süsledi yolları.
Her çiçek kendi renginde bir dua gibiydi.
Sarılar umut anlatıyordu.
Kırmızılar sevgiyi…
Morlar zarafeti…
Beyazlar ise temiz bir kalbin sessizliğini…
Yağmur damlaları üzerlerinde parladıkça
sanki gökyüzü yıldızlarını yeryüzüne indirmişti.
Bir kelebek kondu narin bir çiçeğe.
Kanatlarında baharın renkleri vardı.
Rüzgârla dans etti uzun uzun.
Bir arı geçti ardından.
Çalışkanlığıyla hayatın devam ettiğini fısıldadı.
Bir serçe dallar arasında neşeyle ötüyordu.
Sanki bütün ağaçlar onun şarkısına eşlik ediyordu.
Ve sonra…
Koşmaya başladı canlılar.
Çimenlerin arasında tavşanlar zıplıyordu.
Kuzular annelerinin peşinde neşeyle koşuyordu.
Yavrular oyunlar kuruyordu toprağın üstünde.
Bir tay, özgürlüğün sevincini taşıyarak
rüzgârla yarışıyordu ovada.
Sincaplar ağaçtan ağaca atlıyor,
kuşlar göğü renkli notalarla dolduruyordu.
Dünya bir bayram yerine dönmüştü adeta.
Çünkü hayat mutluydu.
Yağmur yalnız toprağı değil,
ruhları da yıkamıştı.
Dereler coşkuyla akıyordu.
Sular taşlara çarptıkça
gümüşten melodiler yükseliyordu.
Ağaçlar yeşilin binbir tonuna bürünmüştü.
Her yaprak başka bir güzellik anlatıyordu.
Bir çınar asaletle yükselirken,
bir söğüt zarafetle eğiliyordu suya.
Rüzgâr geçti aralarından.
Ve bütün yapraklar aynı anda fısıldadı:
"Hayat ne güzel..."
Gökyüzü mavinin en güzel tonunu giymişti.
Bulutlar beyaz yelkenler gibi süzülüyordu.
Güneş bazen yağmur damlalarının arasından çıkıyor,
yeryüzünü altın ışıklarla boyuyordu.
O an gökkuşağı beliriyordu ufukta.
Yedi renkli bir umut köprüsü...
Çocuklar hayranlıkla bakıyordu ona.
Kuşlar altından geçiyordu.
Ve dünya biraz daha güzelleşiyordu.
Bir çiçeğin açması,
bir kuşun ötmesi,
bir derenin akması...
Ne kadar büyük mucizelerdi aslında.
Ama insan çoğu zaman fark etmiyordu.
Oysa doğa her gün şiir yazıyordu.
Her sabah yeni bir mısra açıyordu dallarda.
Her akşam başka bir renk bırakıyordu gökyüzüne.
Ve canlılar...
Onlar hayatın neşeli kahkahalarıydı.
Bir yavru kedinin oyunu,
bir köpeğin coşkuyla koşuşu,
bir kuşun özgür kanat çırpışı...
Hepsi yaşam sevincinin farklı yüzleriydi.
Yağmur yeniden başladı sonra.
İnce ince...
Nazlı nazlı...
Toprağa düştü.
Çiçeklere düştü.
Yeşilliklere düştü.
Ve dünya bir kez daha yıkandı rahmetle.
Sanki yeryüzü büyük bir bahçeydi.
Ve bütün canlılar bu bahçenin mutlu misafirleri...
Rüzgâr çiçek kokularını taşıdı uzaklara.
Güllerin kokusu karıştı yaseminlere.
Lavantalar mor düşler serdi ufuklara.
Ve hayat...
Bütün sadeliğiyle güzeldi.
Çünkü yağmur vardı.
Çünkü çiçekler vardı.
Çünkü yeşillikler vardı.
Çünkü koşan, oynayan, yaşayan canlılar vardı.
Ve dünya,
bir çocuğun gülümsemesi kadar temiz,
bir çiçeğin açışı kadar umutlu,
bir yağmur damlası kadar saf görünüyordu.
Belki de mutluluk buydu...
Bir yağmur damlasında saklı huzur,
bir çiçekte açan umut,
bir kuşun kanadında taşınan özgürlük,
ve bütün canlıların birlikte söylediği
o görünmez yaşam türküsü...
Dünya dönüyordu.
Yağmur yağıyordu.
Çiçekler açıyordu.
Canlılar koşuyordu.
Ve hayat,
bütün güzelliğiyle yeniden doğuyordu her gün. 🌿🌧️🌸🦋🐦☀️

0 Yorumlar