Karadeniz’in Sisli Yaylalarında Bir Sevda Hikâyesi: Sen Gelince Aklıma

Karadeniz…

Bazı coğrafyalar yalnızca haritada bir yer değildir. Bazı toprakların kendine özgü bir sesi, kokusu ve hikâyesi vardır. Karadeniz de böyledir. Sislerin dağların omuzlarına çöktüğü, yağmurun toprağa bereket gibi düştüğü, çay bahçelerinin yemyeşil bir deniz gibi uzandığı bu coğrafyada insanın kalbi de doğa gibi hareketlidir.

Bir gün güneş açar, bir gün yağmur yağar. Bir saat önce masmavi olan gökyüzü, birkaç dakika sonra sislerin ardında kaybolabilir. Dereler aceleci akar, rüzgâr yaylalarda türküler taşır. Kemençenin sesi uzak bir evden yükselirken, insan geçmişini, çocukluğunu ve unuttuğunu sandığı sevdalarını hatırlar.

İşte bizim hikâyemiz de böyle bir Karadeniz sabahında başlıyor.

Sislerin Ardında Başlayan Hikâye

Sabahın ilk ışıkları henüz dağların arkasından yükselmemişti.

Yaylanın üzerine gece boyunca çöken sis, evlerin çatılarını ve uzaktaki patikaları neredeyse tamamen gizlemişti. Çimenlerin üzerinde yağmurdan kalan damlalar parlıyor, çay yapraklarının üzerinde biriken su tanecikleri sabahın ilk ışığını bekliyordu.

Uzaklardan bir derenin sesi duyuluyordu.

Sonra kuşlar ötmeye başladı.

Genç adam evin kapısını açtı ve dışarı çıktı.

Yüzüne serin bir Karadeniz rüzgârı vurdu.

Derin bir nefes aldı.

Toprak kokuyordu.

Yağmur kokuyordu.

Çay kokuyordu.

Ve nedense o sabah, yıllardır unuttuğunu düşündüğü bir yüz geldi aklına.

Bir gülümseme…

Bir çift göz…

Bir çocukluk anısı…

Ve kalbinin bir köşesinde yıllardır sessizce bekleyen bir sevda.

İşte o anda fark etti:

Bazı insanlar hayatımızdan uzaklaşabilir ama hatıralarımızdan hiçbir zaman tamamen çıkmaz.

Çocukluğun Yeşil Yolları

Çocukken bu yaylalarda koşardı.

Ayakkabılarını çıkarıp çimenlerin üzerinde yürüdüğü günleri hatırladı.

Yağmur başladığında eve dönmek yerine daha hızlı koşardı. Çaylıkların arasından geçen dar patikalar onun için dünyanın en büyük oyun alanıydı.

Fındık ağaçlarının altında saklanır, derelerin kenarında taş sektirir, arkadaşlarıyla saatlerce oynardı.

O yıllarda dünyanın büyük dertlerinden haberi yoktu.

Aşkı bilmiyordu.

Hasreti bilmiyordu.

Ayrılığın ne kadar ağır olduğunu bilmiyordu.

Sadece mutluydu.

Bir parça ekmek, biraz peynir, yağmur sonrası toprak kokusu ve arkadaşlarının sesi onun için koca bir dünyaya yeterdi.

Ama o günlerde başka biri daha vardı.

Onunla birlikte çaylıkların arasında koşan, yağmurdan kaçarken kahkahalar atan, sis bastırdığında elinden tutan bir kız…

Yıllar geçtikçe ikisi farklı yollara savrulmuştu.

Fakat insanın kalbi bazen hafızanın gizli kapılarını açar.

Ve bazı isimler, yıllar sonra bile aynı sıcaklıkla düşer insanın aklına.

“Sen Gelince Aklıma…”

Genç adam çay bahçelerinin arasından yürümeye başladı.

Sis yavaş yavaş dağılıyordu.

Karşıdaki dağlar görünmeye başlamıştı.

Tam o sırada çocukluğundaki o günü hatırladı.

Yağmur bastırmıştı.

İkisi de sırılsıklam olmuştu.

Kız ona gülerek:

“Koş!”

demişti.

Sonra ikisi birlikte çaylıkların arasından koşmuşlardı.

Genç adam o anı hatırlayınca istemsizce gülümsedi.

Belki de sevda buydu.

İnsanın yıllar sonra bile aynı anıyı hatırladığında yüzünde aynı gülümsemenin belirmesi…

Bir insanı düşününce içindeki bütün yolların çocukluğuna çıkması…

Ve bir anda kalbinin yerinde duramaması.

Sen gelince aklıma, ben çocukluğuma koşarım.

Hikâyenin bütün sırrı belki de bu cümlede saklıydı.

Karadeniz’de Aşk Neden Başkadır?

Karadeniz aşkı, yalnızca iki insanın birbirine duyduğu sevgiden ibaret değildir.

Burada aşkın içinde doğa vardır.

Yağmur vardır.

Dağ vardır.

Deniz vardır.

Çay vardır.

Yayla vardır.

Kemençe vardır.

Ve bazen söylenemeyen sözlerin yerine konuşan uzun bir sessizlik vardır.

Karadeniz’de sevda, sis gibi bazen görünür bazen kaybolur.

Ama kaybolması yok olduğu anlamına gelmez.

Dağların arkasına saklanan güneş gibi…

Bir gün yeniden ortaya çıkacağı günü bekler.

Bu yüzden Karadeniz’in aşk hikâyeleri genellikle biraz hüzünlü, biraz coşkulu ve biraz da gururludur.

Bir yanda insanın içini yakan özlem vardır.

Diğer yanda yağmur altında koşacak kadar güçlü bir umut…

Çaylıkların Arasında Bekleyen Hatıra

Genç adam yoluna devam etti.

Çay bahçelerinin arasındaki patika onu eski bir eve götürüyordu.

Evin önünde yaşlı bir kadın oturuyordu.

Onu görünce gülümsedi.

“Sen misin?” diye sordu.

Genç adam başını salladı.

Kadın bir süre yüzüne baktı.

Sonra:

“Buraları özledin galiba.”

dedi.

Genç adam cevap vermedi.

Çünkü bazı soruların cevabı kelimeler değildir.

Gözlerdir.

Sessizliktir.

Bir insanın uzaklara bakışıdır.

Kadın onun ne düşündüğünü anlamış gibiydi.

“Onu da hatırladın değil mi?”

Genç adam şaşırdı.

Yıllar geçmişti.

Ama bazı insanlar unutmazdı.

Kadın içeri girdi ve eski bir sandıktan küçük bir mendil çıkardı.

Mendilin üzerinde yılların solgunluğu vardı.

“Bunu sana bırakmıştı.”

Genç adam mendili eline aldığında kalbi hızlandı.

Bir anda yıllar önceki o yağmurlu gün gözlerinin önünde canlandı.

Bir çocukluk…

Bir gülüş…

Bir koşu…

Ve yarım kalmış bir sevda.

Yaylada Çalan Kemençe

Akşam olduğunda yaylada küçük bir eğlence başladı.

Bir evin önünde insanlar toplandı.

Kemençenin sesi sislerin arasında yükseldi.

Darbukanın ritmi ona eşlik etti.

Genç adam bir köşede oturmuş, geçmişin sesini dinliyordu.

Karadeniz’in müziği bazen insana yalnızca eğlenmeyi değil, hatırlamayı da öğretir.

Kemençenin ince ve hüzünlü sesi, dağların arasından geçerek eski anılara dokunur.

O gece de öyle oldu.

Bir türkü başladı.

Genç adam gözlerini kapattı.

Ve onu gördü.

Sanki yıllar hiç geçmemişti.

Sanki birazdan çaylıkların arasından çıkıp gelecekti.

Sanki yine:

“Koş!”

diyecekti.

İnsan bazen bir şarkıda kaybettiği yılları bulur.

Bir melodide eski bir yüzü görür.

Bir enstrümanın sesinde çocukluğunun kapısını açar.

O gece genç adamın yaşadığı da tam olarak buydu.

Yağmur Yeniden Başlıyor

Gece yarısına doğru yağmur başladı.

Önce birkaç damla düştü.

Sonra yağmur hızlandı.

Herkes evlere çekilirken genç adam dışarıda kaldı.

Yağmur yüzüne vuruyordu.

Ama o hiç aldırmadı.

Çünkü yıllar önce yaptığı şeyi yeniden yapmak istiyordu.

Koşmak…

Çocukluğundaki gibi.

Çaylıkların arasından…

Yağmurun altında…

Korkmadan…

Düşünmeden…

Genç adam koşmaya başladı.

Ayakkabıları çamura battı.

Elbisesi ıslandı.

Saçlarından su damlıyordu.

Ama yüzünde büyük bir gülümseme vardı.

Çünkü yıllar sonra ilk kez kendini gerçekten özgür hissediyordu.

İnsan bazen geçmişini değiştiremez.

Ama geçmişine yeniden dokunabilir.

Sevda Bazen Bir İnsandan Daha Fazlasıdır

O gece genç adam önemli bir şey fark etti.

Belki de özlediği yalnızca o kadın değildi.

Onunla birlikte yaşadığı çocukluğu da özlüyordu.

O günlerdeki saf mutluluğu…

İnsanların birbirine daha yakın olduğu zamanları…

Yağmur altında koşmanın verdiği özgürlüğü…

Dağların büyüklüğü karşısında kendisini küçük ama huzurlu hissetmesini…

Kısacası kendisinin eski hâlini özlüyordu.

Bu yüzden bazı aşklar aslında iki insan arasında yaşanmaz.

Bir insanla birlikte bir zamanı seversiniz.

Bir kokuyu seversiniz.

Bir şehri seversiniz.

Bir şarkıyı seversiniz.

Bir yaylayı seversiniz.

Ve o insan hayatınızdan çıktığında bütün bunların da eksildiğini hissedersiniz.

Sabah Gelen Haber

Ertesi sabah yağmur dinmişti.

Dağların üzerinde güneş yükseliyor, sisler yavaş yavaş vadinin içinden çekiliyordu.

Genç adam çaylıkların kenarında duruyordu.

Telefonu çaldı.

Ekrana baktığında yıllardır görmediği bir isim vardı.

Kalbi hızlandı.

Mesaj kısaydı:

“Yaylada mısın?”

Genç adam uzun süre ekrana baktı.

Sonra gülümsedi.

Cevap yazdı:

“Evet.”

Bir süre sonra ikinci mesaj geldi:

“Ben de geldim.”

İşte o anda dünya gerçekten durdu.

Derenin sesi uzaklaştı.

Kuşların sesi kesildi.

Rüzgâr sustu.

Sanki bütün Karadeniz, iki insanın yeniden karşılaşmasını bekliyordu.

Genç adam başını kaldırdı.

Yaylanın üzerindeki sis yeniden hareketleniyordu.

Ve sislerin arasından bir insan silueti görünmeye başladı.

Yıllar önce çaylıkların arasında birlikte koştuğu kız…

Artık bir çocuk değildi.

Ama gülüşü aynıydı.

Bazı Sevdalar Zamanı Bekler

İkisi birbirine baktı.

Yıllarca söylenmemiş onlarca cümle vardı.

Ama hiçbirini söylemeye gerek kalmadı.

Çünkü bazı karşılaşmalarda kelimeler yetersiz kalır.

Bir bakış, yılların özlemini anlatabilir.

Bir gülümseme, yarım kalmış bir hikâyeyi yeniden başlatabilir.

Genç adam ona doğru yürüdü.

Sonra durdu.

Kadın gülümsedi.

“Hatırlıyor musun?” dedi.

Genç adam:

“Her şeyi.”

dedi.

“Yağmuru?”

“Hatırlıyorum.”

“Çaylıkları?”

“Hatırlıyorum.”

“Koştuğumuz yolu?”

Genç adam gülümsedi.

“Sen gelince aklıma, hep oraya koşuyorum.”

Kadının gözleri doldu.

Çünkü yıllar sonra bile bazı cümleler ilk söylendiği günkü kadar güçlüdür.

Karadeniz’in Sonsuz Yeşilinde Yeni Bir Başlangıç

O gün birlikte çaylıkların arasında yürüdüler.

Yağmurdan sonra toprak mis gibi kokuyordu.

Dağların üzerindeki sisler dağılıyordu.

Uzakta deniz görünüyordu.

Kemençe sesi bir evin penceresinden dışarı taşıyordu.

İkisi de geçmişte kaybettikleri zamanı geri getiremeyeceklerini biliyordu.

Ama artık başka bir şeyleri vardı:

Bugün.

Belki sevdanın en güzel tarafı da buydu.

Geçmişi değiştiremiyorsanız, geleceği birlikte yazabilirsiniz.

Karadeniz’in yeşil tepeleri önlerinde uzanıyordu.

Ve onlar yürümeye devam ettiler.

Sonuç: Sen Gelince Aklıma, Ben Çocukluğuma Koşarım

Karadeniz’in sisli yaylalarında başlayan bu hikâye aslında yalnızca bir aşk hikâyesi değildir.

Bu hikâye; çocukluk, özlem, doğa, aşk, hatıralar, yağmur, yayla ve yeniden başlamanın hikâyesidir.

Çünkü bazı insanlar aklımıza geldiğinde yalnızca onları hatırlamayız.

Onlarla birlikte yaşadığımız bütün dünyayı hatırlarız.

Bir çay bahçesini…

Bir yağmur damlasını…

Bir yayla yolunu…

Bir kemençe ezgisini…

Bir çocukluk kahkahasını…

Ve kalbimizin çok derinlerinde sakladığımız o saf hâlimizi…

Belki de bu yüzden:

“Sen gelince aklıma, çocukluğuma dönerim.”

İnsan büyür.

Yollar değişir.

Şehirler değişir.

Yüzler değişir.

Ama kalbin bazı yerleri hiç değişmez.

Karadeniz’in sisli yaylalarında, yağmurun altında koşan o çocuk hâlimiz bir yerlerde hâlâ bizi bekler.

Ve bazen sevdiğimiz bir insanın adı, o çocuğun kapısını yeniden açar.

İşte o zaman insan duramaz.

Dereler gibi coşar, rüzgâr gibi eser.

Çaylıkların arasından koşar.

Yağmurun altında gülümser.

Ve yıllar sonra yeniden anlar:

Bazı sevdalar insanı geçmişe değil, kendisine geri götürür.

Karadeniz’in sisleri dağılır.

Yaylalarda çiçekler yeniden açar.

Çay yaprakları yağmurla parlar.

Uzaklarda kemençe yeniden çalar.

Ve insan sevdiğini düşündüğü anda, içindeki bütün yollar yeniden çocukluğuna çıkar.

Sen gelince aklıma…
Ben de çocukluğuma koşarım.

Karadeniz hikayesi, Karadeniz aşk hikayesi, Karadeniz yaylaları, Karadeniz sevda hikayesi, sisli yaylalar, Karadeniz çaylıkları, Karadeniz kültürü, Karadeniz müziği, kemençe, Karadeniz aşkı, yayla hikayeleri, duygusal aşk hikayesi, yağmur ve sevda, çocukluk anıları, Karadeniz doğası, Karadeniz’de aşk, damar arabesk, Türkçe aşk şarkıları, Sen Gelince Aklıma, Tiwiti10.

Yorum Gönder

0 Yorumlar