“Uluslararası hukuka ihtiyacım yok” cümlesi, tek bir liderin çıkışından ibaret değildir; bu ifade, küresel düzenin çatlaklarından sızan daha derin bir zihniyetin açık ilanıdır. Eğer güç, hukukun yerine geçerse, dünya sessizce başka bir eşiğe yürür.
Birinci sonuç: Hukukun yerini güç dengeleri alır.
Uluslararası hukuk, kusurlu olsa da devletler arasında asgari bir ortak zemin sağlar. Bu zemin çekildiğinde, kurallar değil kapasiteler konuşur. Güçlü olanın haklı sayıldığı bir dünyada, zayıf olanın sesi daha doğmadan bastırılır. Bu durum özellikle küçük ve orta ölçekli devletler için kalıcı bir güvensizlik iklimi yaratır.
İkinci sonuç: Zincirleme meşruiyet erozyonu.
Bir büyük aktör hukuku reddettiğinde, diğerleri için de emsal oluşur. “O yapıyorsa ben neden uymalıyım?” sorusu sessizce yayılır. Böylece uluslararası sistem, yazılı kurallardan değil, anlık çıkar hesaplarından beslenen kırılgan bir yapıya dönüşür. Bu, diplomasinin yerini tehdit dilinin almasına zemin hazırlar.
Üçüncü sonuç: Savaş ve çatışma riskinin artması.
Uluslararası hukuk, savaşları tamamen engelleyemese de onları sınırlandıran bir çerçeve sunar. Bu çerçeve ortadan kalktığında, askeri müdahaleler daha kolay meşrulaştırılır. “Önleyici saldırı”, “ulusal çıkar” ve “güvenlik” kavramları sınırsız biçimde esnetilir. Sonuç: Daha sık, daha kontrolsüz ve daha yıkıcı çatışmalar.
Dördüncü sonuç: Küresel kurumların içinin boşalması.
Birleşmiş Milletler, uluslararası mahkemeler ve çok taraflı anlaşmalar zaten ciddi bir güven krizi yaşıyor. Hukukun açıkça reddi, bu kurumları sembolik yapılara indirger. Masada imzalanan anlaşmalar, sahada bağlayıcılığını yitirir. Dünya, kurumsal akıldan uzaklaşıp liderlerin kişisel iradelerine teslim edilir.
Beşinci sonuç: Ahlaki pusulanın kaybı.
Hukuk yalnızca kural değildir; aynı zamanda ahlaki bir çerçevedir. Sivillerin korunması, sınırların dokunulmazlığı, insan hakları gibi ilkeler bu çerçeveyle anlam kazanır. Hukukun reddi, “yapabiliyorsam doğrudur” anlayışını besler. Bu da küresel vicdanın sessizleşmesine yol açar.
Sonuç olarak:
Uluslararası hukuka ihtiyaç duymadığını söyleyen bir dünya lideri, aslında daha öngörülemez, daha sert ve daha adaletsiz bir dünyanın kapısını aralar. Bu kapıdan girildiğinde, kazananlar kısa vadede güçlü görünenler olabilir; ancak uzun vadede kaybeden, istikrarın kendisi olur.
Hukuk çekildiğinde boşluk kalmaz; o boşluğu kaos doldurur. Ve kaos, eninde sonunda herkesi eşit biçimde sınar.
