Affetmek Allah’ın, Pişmanlık İnsanın

 

Affetmek Allah’ın, Pişmanlık İnsanın 

Affetmek…
Göğün en sessiz yerinde saklanan
ilahi bir merhametin adıdır.
İnsan bazen yaralanır,
bazen kırılır bir kelimenin ucunda,
bazen de kendi kalbinin enkazında kalır.
Ve o an anlar;
öfke ateştir,
ama pişmanlık külden doğan ağır bir gecedir.

Çünkü insan,
yanılmakla yaratıldı.
Bir annenin gözünü dolduran sözde,
bir dostun sırtında unutulan vefada,
bir çocuğun kalbini üşüten sertlikte
hep biraz eksik kaldı.
Toprak kadar eskiydi hataları,
rüzgâr kadar savrulandı.

Ama her günahın ardından
sessizce yürüyen bir gölge vardır:
pişmanlık.

İnsan geceleri bununla konuşur.
Kimse duymaz.
Yastığa dökülen gözyaşlarını
yalnız karanlık bilir.
Bir vakit gururla yükselen baş,
şimdi secde gibi eğilir.

Der ki insan kendi kendine:
“Keşke kırmasaydım…”
“Keşke sustuğum yerde sarılsaydım…”
“Keşke kalbini incitmeseydim…”

İşte o “keşke”,
ruhun en ağır zinciridir.

Affetmek kolay değildir.
Çünkü yara unutmaz kendini.
Bazı acılar,
bir ömür boyunca kabuk tutsa da
dokununca sızlar hâlâ.
İnsan bazen bağışlamak ister
ama kalbi ürker yeniden incinmekten.

Ve tam orada başlar
merhametin imtihanı.

Allah affeder…
Çünkü O, kalplerin içindeki kırık sesi de duyar.
Dil susarken bile
pişmanlığın titreyen nefesini işitir.
Bir kul gecenin en tenha yerinde
ellerini semaya kaldırıp
tek bir damla gözyaşıyla “pişmanım” dediğinde,
rahmet kapıları sessizce aralanır.

Çünkü ilahi merhamet,
insanın hesapları gibi dar değildir.

Biz bazen bir sözü yıllarca unutamayız.
Allah ise kulunun dönüşünü
baharın toprağa gelişini bekler gibi bekler.

Ne büyüktür bu sır…

İnsan cezalandırmak ister,
Allah ise ıslah etmek.
İnsan yüz çevirir,
Allah kapıyı açık bırakır.
İnsan kırdığı dalları terk eder,
Allah kuruyan dala bile yeniden can verir.

Ve pişmanlık…
Gerçekse eğer,
insanı yeniden insan eder.

Çünkü pişman olmayan kalp taşlaşır.
Vicdanını kaybeden ruh,
karanlığı gündüz sanır.
Ama hatasını görüp utanan kişi,
hala ışığı taşıyor demektir içinde.

Bir adam düşün…
Yıllarca gururla yürümüş sokaklarda.
Kimseye eyvallah etmemiş.
Sonra bir gece
annesi için döktüğü bir damla yaşla
bütün kibri çökmüş omuzlarından.

Bir kadın düşün…
Kalbini kırdığı dostunun ardından
sessizce dua ediyor şimdi.
Çünkü bazı özürler
dudaktan değil,
ruhtan yükselir göğe.

Ve bir çocuk…
Babasıyla küsmüş yıllarca.
Sonra zaman geçince öğrenmiş:
insanın en ağır yükü
söylenmemiş sevgilerdir.

İşte hayat budur biraz da;
geç kalınmış sarılmaların,
yarım kalmış cümlelerin,
içte büyüyen pişmanlıkların yolu.

Ama yine de umut vardır.

Çünkü tövbe eden kalp,
yeniden filizlenen bir bahçe gibidir.
Yağmur nasıl toprağı temizlerse,
samimi pişmanlık da ruhu öyle arındırır.

İnsan değişebilir.
Karanlıktan dönebilir.
Kırdığı yerden yeniden sevmeyi öğrenebilir.

Belki de bu yüzden
Allah affetmeyi kendi sıfatlarından biri yaptı.
Çünkü dünya,
yalnız adaletle değil,
merhametle ayakta durur.

Ve gün gelir,
insan anlar sonunda:

En büyük güç
intikam almak değil,
kalbi kinle karartmamaktır.

En ağır ceza
vicdansızlık,
en büyük kurtuluş ise
samimi bir pişmanlıktır.

Affetmek Allah’ın bileceği iştir belki…
Ama pişman olmak,
insanın hâlâ insan kaldığını gösterir.

Ve bazen
bir tek içten “özür dilerim”,
yıllarca susan göğün altında
yeniden açan bir çiçek olur.

Yorum Gönder

0 Yorumlar