Değişen Dünya, Değişmeyen Çifte Standartlar: Avrupa’da Suç Sayılan Vicdan, Gazze’de Bitmeyen Zulüm

Değişen Dünya, Değişmeyen Çifte Standartlar: Avrupa’da Suç Sayılan Vicdan, Gazze’de Bitmeyen Zulüm

Dünya büyük bir dönüşümden geçiyor. Siyasi dengeler kayıyor, ekonomik merkezler yer değiştiriyor, toplumlar dijitalleşmenin ve yapay zekânın hızlandırdığı yeni bir çağın eşiğinde yeniden şekilleniyor. Ancak bütün bu değişimin ortasında, insanlığın en temel sınavı hâlâ aynı yerde duruyor: adalet. Ve ne yazık ki bu sınavın en ağır soruları bugün Filistin topraklarında, özellikle Gazze’de sorulmaya devam ediyor.

Avrupa’da Vicdanın Suç Sayıldığı Bir Dönem

Avrupa, yüzyıllar boyunca kendisini insan hakları, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi kavramların beşiği olarak sundu. Anayasalarına yazdıkları değerler, imzaladıkları uluslararası sözleşmeler ve kurdukları kurumlar, bu iddianın teorik dayanaklarıydı. Ancak son yıllarda Filistin meselesi, bu iddiaların ne kadar kırılgan ve seçici olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Bugün birçok Avrupa ülkesinde Filistin’e destek vermek, Gazze’de yaşananlara dikkat çekmek ya da İsrail politikalarını eleştirmek; gösteri yasakları, polis müdahaleleri, gözaltılar ve hatta yargı süreçleri ile karşılık buluyor. Barışçıl yürüyüşler “kamu düzenini bozma” gerekçesiyle engelleniyor, üniversitelerde yapılan dayanışma çağrıları “aşırılık” etiketiyle bastırılıyor.

Bu noktada ortaya çıkan tablo nettir:
Avrupa’da sorun, şiddet değil; hangi mağdurun savunulduğudur.
Adalet evrensel olmaktan çıkarıldığında, hukuk bir değere değil, bir araca dönüşür.

Gazze: Değişmeyen Coğrafya, Süregelen Felaket

Gazze’de ise zaman neredeyse donmuş gibidir. Haritalar değişmez, sınırlar daralır, umutlar her bombardımanda biraz daha enkazın altına gömülür. Elektrik kesintileri, temiz suya erişim sorunu, yıkılmış hastaneler, ilaçsız doktorlar ve travma içinde büyüyen çocuklar… Bunlar istisna değil, günlük hayatın sıradan gerçekleridir.

Uluslararası hukukun en açık ilkeleri, Gazze’de sistematik biçimde ihlal edilmektedir. Sivillerin korunması, sağlık altyapısının dokunulmazlığı, orantılılık ilkesi gibi temel normlar, fiilen askıya alınmıştır. Buna rağmen küresel sistemin tepkisi çoğu zaman kınama metinleri ve diplomatik temenniler ile sınırlı kalmaktadır.

Zulüm bitmemektedir; çünkü zulmü durduracak irade, çıkar hesaplarının gölgesinde erimektedir.

Küresel Değişim ve Ahlaki Çöküş

Bugün dünya çok kutuplu bir yapıya evrilirken, Batı merkezli ahlaki üstünlük iddiası da ciddi bir erozyon yaşamaktadır. Küresel Güney’deki toplumlar, Avrupa ve ABD’nin insan hakları söylemi ile fiili uygulamaları arasındaki uçurumu artık çok daha net görmektedir.

Filistin meselesi bu açıdan bir turnusol kâğıdıdır.
Kimlerin insan sayıldığı, kimlerin acısının “meşru” kabul edildiği bu meselede açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bu durum yalnızca Filistinliler için değil, küresel düzenin geleceği için de ciddi bir kırılma anlamına gelir. Çünkü adaletin seçici uygulandığı bir dünyada, hiçbir sistem uzun vadede meşruiyetini koruyamaz.

Sessizliğin Suça Ortaklığı

Tarihin birçok döneminde zulüm, yalnızca zalimlerin eliyle değil; sessiz kalanların suskunluğu ile büyümüştür. Gazze bugün sadece bombalarla değil, aynı zamanda küresel kayıtsızlıkla kuşatılmış durumdadır. Medyanın dili, siyasi liderlerin seçtiği kelimeler ve uluslararası kurumların geciken refleksleri bu kuşatmanın parçalarıdır.

Ancak buna karşılık, sokaklarda yükselen sesler, üniversitelerdeki vicdani itirazlar ve dijital dünyada kurulan küresel dayanışma ağları, başka bir gerçeği de göstermektedir:
Toplumlar uyanmaktadır.

Avrupa’da Filistin’i savunmanın suç sayılması, aslında bu uyanıştan duyulan korkunun bir yansımasıdır.

Sonuç: Değişim Kaçınılmaz, Hesaplaşma Yakın

Dünya değişiyor; bu kaçınılmaz. Ancak bu değişimin yönü, yalnızca teknolojiyle ya da güç dengeleriyle değil, ahlaki duruşla belirlenecek. Gazze’de zulüm devam ederken, Avrupa’da vicdanın cezalandırılması; mevcut düzenin sürdürülemezliğini ilan etmektedir.

Filistin meselesi artık sadece bir bölgesel çatışma değil;
insanlığın neyi savunduğuna dair küresel bir muhasebedir.

Ve tarih, her zaman olduğu gibi, tarafsız değildir.
O, yalnızca susanları değil; doğru zamanda konuşanları da kaydeder.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski