Ramazan ayı geldiğinde, Filistin’in kadim şehirlerinden biri olan Nablus bambaşka bir ruha bürünür. Özellikle şehrin kalbi sayılan Nablus Old City, bu mübarek ayda yalnızca ibadetle değil; aynı zamanda lezzet, paylaşım ve insan sıcaklığıyla dolup taşar. Taş sokakların arasında yankılanan sohbetler, bakır tepsilerde taşınan tatlılar ve baharat kokularıyla karışan iftar hazırlıkları, Ramazan’ın ruhunu adeta gözle görülür hale getirir.
Bu şehirde Ramazan sadece bir takvim dönemi değil; aynı zamanda hafızanın, kültürün ve dayanışmanın yeniden canlandığı bir zaman dilimidir.
Sokakların Vazgeçilmez Lezzeti: Falafel ve Humus
Ramazan akşamları yaklaştıkça, Nablus’un dar sokakları kızgın yağın içindeki Falafel toplarının cızırtısıyla dolmaya başlar. Nohut ve baharatların ustaca harmanlanmasıyla hazırlanan bu küçük lezzet topları, sıcak pide ekmeğinin içinde sunulur.
Falafelin en sadık yol arkadaşı ise şüphesiz Hummustur. Tahin, limon ve zeytinyağıyla hazırlanan bu sade ama derin lezzet, Ramazan sofralarının vazgeçilmezlerinden biridir. Bir tabak humus, çoğu zaman sadece bir yemek değil; paylaşımın, sohbetin ve dostluğun başlangıcıdır.
İftar vakti yaklaştığında, esnaf dükkânlarının önünde uzun kuyruklar oluşur. Herkes evine sıcak falafel ve taze hazırlanmış humus götürmek ister. Çünkü bu şehirde yemek, yalnızca karın doyurmak değil; aynı sofrada kalpleri buluşturmaktır.
Ramazan Tatlılarının Altın Tepsileri
İftar sonrası Nablus sokaklarında başka bir büyü başlar. Pastanelerin camlarında parlayan altın renkli tatlılar, adeta Ramazan gecelerinin yıldızları gibidir.
Bu tatlıların başında Awameh gelir. Şerbetle kaplanmış küçük hamur topları olan awameh, çıtır dışı ve yumuşak içiyle Ramazan gecelerinin en sevilen tatlarından biridir.
Bir diğer geleneksel tatlı ise zarif adıyla bilinen Zainab’s Fingerstir. İnce uzun şekliyle hazırlanan bu tatlı, bal veya şerbetle tatlandırılır ve çoğu zaman susam ya da fıstıkla süslenir. Nablus’ta bu tatlıların tepsileri akşam boyunca hızla tükenir.
Ramazan: Sadece Bir Ay Değil, Bir Hatıra
Nablus’un eski şehri, Ramazan gecelerinde yalnızca yemek kokularıyla değil; insan sesleriyle, çocukların kahkahalarıyla ve camilerden yükselen dualarla doludur. Sokak lambalarının altındaki küçük masalarda insanlar birlikte çay içer, tatlılarını paylaşır ve gecenin huzurunu yaşar.
Bu atmosferde insan, Ramazan’ın aslında ne olduğunu daha iyi anlar:
Bir lokmanın paylaşılması, bir tebessümün çoğalması ve kalplerin aynı sofrada birleşmesi.
Nablus’un taş sokaklarında Ramazan, geçmiş ile bugünü bir araya getirir. Yüzyıllardır değişmeyen bu gelenek, şehrin ruhunda yaşayan bir hikâyedir.
Ve her yıl Ramazan geldiğinde, o hikâye yeniden yazılır.
Falafelin kokusunda, humusun sadeliğinde ve şerbetli tatlıların parıltısında…
Nablus, Ramazan’ı yalnızca kutlamaz; onu yaşar, yaşatır ve gelecek nesillere bir miras gibi bırakır. ✨
