Yaz sevgisini; güneşin sıcaklığını, denizin huzurunu ve insanın içini aydınlatan umut duygusunu anlatan şiir

Yaz Sevgisi

Yaz geldi mi,
gökyüzü daha mavi konuşur insanla.
Güneş, altın bir mektup bırakır
dağların omzuna,
rüzgâr ise umut taşır
çiçekten çiçeğe.

Yazı sevmek,
yalnızca sıcak günleri sevmek değildir.
Bir çocuğun kahkahasında
geleceği duymaktır.
Bir ağacın gölgesinde
huzuru bulmaktır.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan kuşlar,
göğe yazılmış dualar gibidir.
Her kanat çırpışı,
"Bugün yeniden başla," der insana.
Çünkü her gün,
yeniden doğan bir umuttur.

Deniz,
sonsuzluğun aynasıdır yaz mevsiminde.
Dalgalar kıyıya vurdukça
kalbin yorgunluğu da çekilir gider.
Ufka bakan gözler bilir;
en güzel yolculuklar
önce insanın içinde başlar.

Bir karpuz diliminde çocukluk saklıdır.
Toprak kokusunda anne eli,
akşam serinliğinde eski dostluklar...
Yaz, yalnızca bir mevsim değildir;
anıların yeniden çiçek açtığı zamandır.

Güneş,
kimseyi ayırmadan ısıtır.
Zengine de fakire de,
yalnız olana da kalabalıkta yürüyene de...
Sevgi de böyledir;
paylaşıldıkça çoğalır,
saklandıkça eksilir.

Ey yaz...
Sen yalnızca sıcaklığın adı değilsin.
Sen umutla açılan penceresin.
Sen yorgun gönüllere
yeniden yaşamayı öğreten mevsimsin.

Bir papatyanın sessizliği kadar sade,
bir gelinciğin kırmızısı kadar cesur,
bir lavantanın kokusu kadar huzurlusun.
İnsan, seni seyrederken
zamanın acele etmediğini sanır.

Akşam olunca
güneş ağır ağır iner ufka.
Gökyüzü turuncuya, mora, pembeye boyanır.
Sanki gün,
veda etmeyi bile sevgiyle öğrenmiştir.

Yıldızlar birer birer doğarken
sessizlik konuşmaya başlar.
Ay, gecenin alnına
gümüşten bir umut bırakır.
Ve insan anlar ki;
karanlık bile
ışığı bekleyenlerin dostudur.

Yaz sevgisi,
yalnızca çiçek açan dallarda değildir.
Kırılmış kalpleri onaran bir tebessümdedir.
Susayan bir cana uzatılan sudadır.
Yaşlı bir insanın elini tutan şefkattedir.
Çünkü gerçek sıcaklık,
güneşten önce insanın yüreğinde doğar.

Bir gün yaz da bitecek...
Yapraklar sararacak,
rüzgâr başka türküler söyleyecek.
Ama yazın öğrettiği sevgi
mevsimlerle birlikte solmayacak.

Çünkü gerçek yaz,
takvim yapraklarında değil;
kalbinde güneş taşıyan insanların gözlerindedir.

Öyleyse sev hayatı...
Bir denizi sever gibi,
bir ağacı sever gibi,
bir kuşun sabah şarkısını dinler gibi...

Bugün gökyüzüne gülümse.
Bugün toprağın kokusunu içine çek.
Bugün sevdiklerine zaman ayır.
Çünkü yaz,
yalnızca yaşanan bir mevsim değil;
sevgiyle dokunulan her anın adıdır.

Ve unutma...

Güneş her sabah yeniden doğar;
ama aynı yaz, aynı gün ve aynı an
bir daha asla geri dönmez.
Bu yüzden sevgiyi erteleme;
çünkü yazın en güzel çiçeği,
bugün açan kalptir.

Yazın Öğrettiği Sevgi

Köyün girişindeki yaşlı dut ağacının altında, her yaz aynı banka oturan bir ihtiyar vardı. Elinde eski bir hasır şapkası, yanında bastonu... Yoldan geçen herkes ona selam verir, o da gülümseyerek karşılık verirdi.

Bir gün şehirden gelen küçük bir çocuk, dedesinin yanından ayrılıp yaşlı adamın yanına oturdu.

“Dede,” dedi, “neden her gün burada oturuyorsun? Burada hiç değişen bir şey yok ki.”

Yaşlı adam dut ağacının dallarına baktı. Yaprakların arasından süzülen güneş ışıkları, toprağa altın renkli desenler çiziyordu.

“Tam tersine,” dedi. “Burada her gün yeni bir şey oluyor. Yeter ki görmesini bilesin.”

Çocuk şaşkınlıkla etrafına baktı. Aynı ağaç, aynı kuşlar, aynı yol...

“Ben hiçbir şey göremiyorum.”

Yaşlı adam gülümsedi.

“Sabret.”

Bir süre sonra serçeler dallara kondu. Bir anne kuş, yavrularına yem taşıyordu. Az ileride karıncalar, kendilerinden kat kat büyük bir ekmek kırıntısını birlikte taşıyordu. Rüzgâr hafifçe esti, dut yaprakları usulca hışırdadı.

“Gördün mü?” dedi yaşlı adam.

“Ne gördüm?”

“Sevgiyi…”

Çocuk anlamamıştı.

“Anne kuş sevgiyi yavrularını doyurarak gösteriyor. Karıncalar birbirine yardım ederek sevgiyi anlatıyor. Ağaç ise gölgesini hiç tanımadığı insanlardan bile esirgemiyor.”

Çocuk sessizce dinledi.

O sırada köy yolundan yaşlı bir kadın geçti. Elindeki ağır torbaları taşımakta zorlanıyordu. Çocuk koşup torbaları aldı ve evine kadar taşıdı.

Kadın, gözleri dolarak teşekkür etti.

Çocuk geri döndüğünde yüzünde bambaşka bir gülümseme vardı.

“Şimdi anladım,” dedi.

“Ne anladın?”

“Yazı güzel yapan güneş değilmiş.”

Yaşlı adam başını salladı.

“Peki neymiş?”

“İnsanların birbirine verdiği sıcaklıkmış.”

Yaşlı adamın gözleri parladı.

“İşte bunu öğrendiğin gün, yaz senin içinde başlamış demektir.”

O yaz çocuk her sabah erkenden kalktı. Bahçeyi suladı, kuşlara su koydu, komşulara yardım etti, dedesiyle birlikte ağaçların gölgesinde oturdu. Günler geçtikçe fark etti ki mutluluk, büyük olaylarda değil; küçük iyiliklerin sessiz gölgesinde büyüyordu.

Yıllar sonra o çocuk büyüdü. Başka şehirlerde yaşadı, başka yollar yürüdü. Ama her yaz geldiğinde ilk işi köyüne dönmek oldu. Dut ağacının altındaki eski banka oturur, çocukların koşuşturmasını izlerdi.

Bir gün yanına küçük bir kız çocuğu geldi ve sordu:

“Amca, neden her yaz burada oturuyorsun?”

Adam gülümsedi. Gökyüzüne baktı, sonra dut ağacının gölgesine...

“Çünkü,” dedi, “bazı sevgiler bir mevsimde başlar ama bir ömür sürer.”

Ve rüzgâr yine usulca esti. Dut yaprakları aynı eski türküyü fısıldadı.

O gün herkes yazın yalnızca sıcak bir mevsim olmadığını, insanın kalbini ısıtan sevginin adı olduğunu bir kez daha hatırladı.

Yorum Gönder

0 Yorumlar