Akbabalar neden çürümüş hayvan leşlerini yerken hastalanmıyor? Akbabanın kel başının sırrı ne? Hindistan'da akbabaların yok oluşu neden yüz binlerce insanın ölümüne bağlandı? Diklofenak nedir ve akbabaları nasıl öldürdü?
Doğada bazı canlılar güzellikleriyle, bazıları gücüyle, bazıları ise insanlara yakınlıklarıyla hayranlık uyandırır.
Akbaba ise bunların tam tersidir.
Kel başı, çıplak boynu, güçlü gagası ve çürümüş hayvan leşleriyle beslenmesi nedeniyle çoğu insan için doğanın en itici canlılarından biridir.
Fakat bu görüntünün ardında olağanüstü bir biyolojik mühendislik vardır.
Akbaba, ekosistemin çöpçüsü değildir yalnızca.
O, doğanın sanitasyon sistemi, yani doğal temizlik mekanizmasının en önemli parçalarından biridir.
Ve Hindistan'da yaşanan büyük akbaba krizi, bir türü kaybetmenin yalnızca doğaya değil, insan sağlığına da ne kadar ağır bir bedel ödetebileceğini gösterdi.
Akbabalar Neden Çürümüş Leşlerden Hastalanmıyor?
Bir hayvan öldüğünde vücudunda çok hızlı bir biyolojik süreç başlar.
Bakteriler çoğalır, dokular parçalanır ve leş zamanla mikroorganizmalar için son derece zengin bir yaşam alanına dönüşür.
İnsan açısından düşünüldüğünde bu ortam oldukça tehlikelidir.
Fakat akbabaların sindirim sistemi, milyonlarca yıllık evrim boyunca bu zorlu beslenme biçimine uyum sağladı.
Araştırmalar, akbabaların son derece asidik sindirim sistemlerine sahip olduğunu gösteriyor. Bazı türlerde mide pH'ının yaklaşık 1 seviyesine kadar düşebildiği bildiriliyor. Bu güçlü asidik ortam, leşle birlikte alınan çok sayıda mikroorganizmanın etkisiz hâle gelmesine yardımcı oluyor.
Yani akbabanın midesi sıradan bir kuşun midesi değildir.
Adeta doğanın geliştirdiği biyolojik bir filtre gibi çalışır.
Şarbon Gibi Tehlikeli Mikroorganizmalarla Karşılaşabiliyorlar
Akbabaların beslenme biçimi onları, başka hayvanların kaçındığı mikroorganizmalarla sürekli karşı karşıya bırakır.
Çürümüş leşlerde çeşitli bakteriler ve diğer mikroorganizmalar bulunabilir.
Akbabaların sindirim sistemi bunların büyük bölümünü güçlü asidik ortam sayesinde filtreleyebilir. Akbaba mikrobiyomu üzerine yapılan çalışmalar da sindirim sisteminin leşten alınan mikroorganizmalar üzerinde güçlü bir seçici filtre oluşturduğunu gösteriyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var:
“Akbabalar bütün mikropları kesin olarak yok eder” demek doğru değildir.
Örneğin bazı araştırmalarda şarbon etkeni Bacillus anthracis sporlarının akbaba dışkısından geri kazanılabildiği bildirilmiştir. Dolayısıyla akbabaların olağanüstü dayanıklılığı, onları bütün patojenlere karşı tamamen bağışıklı yapmaz.
Bu ayrıntı, akbabaların ne kadar ilginç olduğunu daha da gösteriyor.
Çünkü mesele yalnızca “çok güçlü mide asidi” değildir.
Bağışıklık sistemi, mide asidi ve bağırsak mikrobiyomu birlikte çalışan karmaşık bir savunma sistemidir.
Akbabanın Kel Başı Neden Var?
Akbabaların en dikkat çekici özelliklerinden biri çıplak başları ve boyunlarıdır.
Peki neden tüyleri yok?
Yaygın açıklamalardan biri oldukça mantıklı:
Akbaba leşin içine başını soktuğunda tüylerle kaplı bir kafa, kan ve çürümüş dokularla çok daha fazla kirlenebilirdi.
Çıplak deri bu açıdan avantaj sağlayabilir.
Fakat bilim insanları akbabanın kel başının yalnızca hijyen amacı taşıdığı düşüncesinin fazla basit olabileceğini de gösteriyor.
Araştırmalar, çıplak deri bölgelerinin ısı düzenlemesinde, yani vücut sıcaklığının kontrolünde önemli rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Avrupa akbabaları üzerinde yapılan bir çalışmada, kuşların sıcak ve soğuk koşullarda çıplak deri alanlarını farklı biçimde kullanabildiği gösterildi.
Sıcak havalarda çıplak deri alanlarının artması ısı kaybına yardımcı olabilir.
Soğukta ise akbaba vücut pozisyonunu değiştirerek açıkta kalan deri miktarını azaltabilir.
Başka bir ifadeyle:
Kel kafa yalnızca kötü görünmek için değil, hayatta kalmak için vardır.
Doğanın Ücretsiz Çöp Toplama Sistemi
Akbabaların ekolojik değeri tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Bir inek, manda veya başka bir büyük hayvan öldüğünde geride yüzlerce kilogramlık organik madde kalabilir.
Bu leş çevrede uzun süre kalırsa:
- başka hayvanları bölgeye çeker,
- mikroorganizmaların çoğalmasına fırsat verebilir,
- su kaynaklarının kirlenmesine katkıda bulunabilir,
- kötü koku ve hijyen sorunları oluşturabilir,
- bazı hastalıkların çevrede yayılma riskini artırabilir.
Akbabalar ise bu organik maddeyi çok hızlı biçimde ortadan kaldırabilir.
Araştırmalara göre bir grup akbaba büyük bir sığır leşini çok kısa sürede tüketebilecek kapasiteye sahiptir. Hindistan'da akbabaların tarihsel olarak yılda milyonlarca büyükbaş hayvan leşinin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunduğu tahmin ediliyor.
Bu nedenle akbaba yalnızca bir kuş değildir.
Ekosistemin çalışanlarından biridir.
Üstelik maaş istemez.
Elektrik tüketmez.
Yakıt kullanmaz.
Atık üretim tesisine ihtiyaç duymaz.
Milyonlarca yıllık evrimle geliştirilmiş doğal bir sanitasyon hizmeti sunar.
Hindistan'ın Akbaba Felaketi
1990'lı yıllarda Hindistan'da doğa tarihinin en çarpıcı kuş popülasyonu çöküşlerinden biri yaşandı.
Bir zamanlar milyonlarca, hatta bazı tahminlere göre on milyonlarca akbabanın bulunduğu Hindistan'da özellikle Gyps cinsine ait üç türün popülasyonları dramatik biçimde azaldı.
Bazı araştırmalara göre kayıplar birkaç yıl içerisinde yüzde 90'ın çok üzerine çıktı.
Başlangıçta bilim insanları bu toplu ölümlerin nedenini bilmiyordu.
Sonra suçlu ortaya çıktı:
Diklofenak.
Diklofenak Akbabaları Nasıl Öldürdü?
Diklofenak, insanlarda da kullanılan güçlü bir nonsteroid antiinflamatuvar ilaçtır.
Hindistan'da 1990'lı yıllarda ilacın jenerik üretiminin yaygınlaşmasıyla birlikte veterinerlik alanında da büyük ölçekte kullanılmaya başladı.
Çiftçiler, hastalanan veya ağrı çeken büyükbaş hayvanların tedavisinde bu ilacı kullanıyordu.
Sorun ise hayvan öldüğünde ortaya çıktı.
Hayvanın vücudunda kalan küçük miktardaki diklofenak, leşi yiyen akbabaya geçebiliyordu.
Akbabalar için sonuç ölümcüldü.
Araştırmalar, diklofenak maruziyetinin akbabalarda böbrek yetmezliği ve visseral gut ile ilişkili olduğunu ortaya koydu.
İnsan için kullanılan ve insanlarda güvenli olan bir ilaç, başka bir canlı için ölümcül olabiliyordu.
Bu olay, ekolojide çok önemli bir gerçeği ortaya çıkardı:
Bir ilacın hedef tür üzerindeki güvenliği, ekosistemdeki diğer canlılar açısından güvenli olduğu anlamına gelmez.
Akbabalar Gidince Ne Oldu?
Asıl büyük sorun akbabaların ölmesiyle başlamıştı.
Çünkü akbabalar ortadan kaybolduğunda leşler ortada kalmaya başladı.
Doğanın temizlik sistemi bir anda devre dışı kalmıştı.
Leşlerin oluşturduğu boşluğu başka hayvanlar doldurmaya başladı.
Özellikle başıboş ve yabani köpeklerin sayısında artış görüldüğüne ilişkin araştırma bulguları ortaya çıktı.
Ve burada insan sağlığı devreye girdi.
Hindistan'da köpekler kuduz açısından önemli bir risk kaynağıdır.
Akbabaların yok olmasıyla birlikte ortaya çıkan ekolojik değişimlerin köpek popülasyonları ve kuduz riskiyle ilişkili olabileceğine dair kanıtlar bulundu. Araştırmacılar ayrıca akbabaların daha fazla bulunduğu habitatlarda köpek sayısının daha yüksek olduğuna ve akbabaların çöküşünden sonra kuduz aşısı satışlarında belirgin artış görüldüğüne dikkat çekti.
Ancak burada önemli bir bilimsel ayrım yapmak gerekir:
Akbabaların yok olması = bütün kuduz ölümlerinin doğrudan sebebi demek doğru değildir.
Araştırmalar daha geniş bir nedensel zincire işaret ediyor.
Akbabaların kaybı bir sanitasyon şoku oluşturdu.
Leşler arttı.
Köpek ve diğer leş yiyiciler için kaynak oluştu.
Çevresel patojen yükünün artması ve su kalitesindeki bozulma gibi başka etkiler ortaya çıktı.
Bütün bunlar insan sağlığı üzerinde ek baskı oluşturdu.
Su Kaynakları da Etkilendi
Leş yalnızca karada duran bir problem değildir.
Ölü hayvanların uygun olmayan biçimde atılması veya yağmur sularıyla parçalanmış organik maddelerin su sistemlerine taşınması, çevresel kirliliği artırabilir.
Hindistan'daki araştırmalarda akbaba popülasyonlarının çöktüğü bölgelerde su kalitesinin kötüleştiğine ilişkin bulgular elde edildi.
Özellikle dışkı kaynaklı koliform bakteriler, biyolojik ve kimyasal oksijen ihtiyacı gibi su kalitesi göstergelerinde bozulmalar gözlemlendi.
Bu sonuç bize çok önemli bir şey söylüyor:
Bir kuşun yok olması, nehirdeki suyun kimyasını bile değiştirebilir.
Doğadaki canlılar birbirinden bağımsız değildir.
Bir halkayı çektiğinizde zincirin başka yerleri de hareket eder.
500 Bin İnsan Nasıl Öldü?
Hindistan'daki akbaba krizinin en çarpıcı taraflarından biri de insan sağlığı üzerindeki etkisine ilişkin ekonomik araştırmadır.
Eyal Frank ve Anant Sudarshan tarafından yapılan çalışma, akbaba habitatlarının yoğun olduğu bölgelerle daha az uygun bölgeleri, diklofenak kullanımının yaygınlaşmasından önce ve sonra karşılaştırdı.
Araştırmada, akbabaların yoğun yaşadığı ve daha sonra büyük ölçüde kaybolduğu bölgelerde 2000–2005 arasında insanlarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranının yüzde 4'ten fazla arttığı bulundu.
Araştırmacılar bu artışın Hindistan genelindeki etkisini hesapladığında, söz konusu dönemde yaklaşık 500 bin ek insan ölümü sonucuna ulaştı.
Bazı kaynaklarda bu sayı “500 bin kişi akbabaların yokluğu yüzünden öldü” şeklinde basitleştirilerek aktarılıyor.
Bilimsel olarak daha doğru ifade ise şudur:
Araştırmanın modeli, akbaba popülasyonlarının çöküşüyle bağlantılı olarak 2000–2005 döneminde yaklaşık 500 bin ek ölüm gerçekleştiğini tahmin ediyor.
Bu ölümlerin tamamının kuduzdan kaynaklandığını söylemek doğru değildir.
Araştırma; artan köpek popülasyonları, kuduzla ilişkili göstergeler ve kötüleşen su kalitesi gibi mekanizmaların sonuçlarla uyumlu olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu mekanizmaların her biri için veri sınırlılıkları bulunduğu da belirtiliyor.
Bu yüzden rakam son derece çarpıcı olsa da, “500 bin kişinin kesin ölüm nedeni akbaba yokluğuydu” şeklinde yorumlanmamalıdır.
Doğa Bize Çok Pahalı Bir Ders Verdi
Bu olay aslında yalnızca akbabalarla ilgili değildir.
Ekosistemlerde bazı canlıların ekonomik değerini ölçmek kolaydır.
Arı bal üretir.
İnek süt verir.
Ağaç meyve verir.
Fakat akbabanın yaptığı işin fiyatını hesaplamak daha zordur.
Çünkü akbaba bir ürün üretmez.
Bir hizmet sunar.
Leşleri ortadan kaldırır.
Bu hizmet görünmez olduğu için değersiz sanılır.
Ta ki ortadan kaybolana kadar.
İşte Hindistan örneği, doğanın bazı hizmetlerinin ancak kaybedildiğinde ne kadar değerli olduğunu gösterdi.
Akbaba Neden “Çöpçü” Değil, Ekosistem Mühendisidir?
Akbaba kelimesi günlük dilde çoğu zaman olumsuz anlamlar taşır.
Fakat biyolojik açıdan bakıldığında akbaba, son derece uzmanlaşmış bir canlıdır.
Uzun mesafelerde süzülerek enerji tasarrufu yapabilir.
Çok güçlü bir gagaya sahiptir.
Çürümüş dokuları tüketebilir.
Son derece asidik sindirim sistemi sayesinde birçok mikroorganizmanın etkisini azaltabilir.
Bazı türlerde çıplak deri bölgeleri ısı düzenlemesine katkı sağlar.
Ve en önemlisi, diğer hayvanların kullanamadığı bir besin kaynağını ekosistemin dışına taşımadan hızla tüketebilir.
Bu özelliklerin tamamı birlikte düşünüldüğünde akbaba, doğanın adeta biyolojik geri dönüşüm uzmanı hâline gelir.
Akbabaların Yok Olması Bize Gelecek İçin Ne Söylüyor?
Dünyanın birçok bölgesinde akbabalar hâlâ çeşitli tehditlerle karşı karşıya.
Bunlar arasında:
- zehirlenmeler,
- veteriner ilaçları,
- yasadışı avcılık,
- elektrik hatları,
- habitat kaybı,
- besin kaynaklarının azalması,
- insan faaliyetleriyle oluşan çevresel baskılar
bulunuyor.
Hindistan'daki diklofenak krizi ise özellikle önemli bir ders bıraktı.
Çünkü problem doğrudan akbabaları hedef almıyordu.
İnsanlar hayvanları tedavi etmek için ilaç kullanıyordu.
Fakat ilaç besin zincirine girdiğinde bambaşka bir canlıyı etkiledi.
Bu nedenle veteriner ilaçlarının çevresel etkilerinin değerlendirilmesi büyük önem taşıyor.
Hindistan, Pakistan ve Nepal'de veterinerlikte diklofenak kullanımına yönelik yasaklar 2006 yılında uygulanmaya başladı ve sonrasında düşüş hızının yavaşladığına dair bulgular elde edildi. Bununla birlikte bazı akbaba türleri uzun süreli ağır kayıplar yaşamaya devam etti.
Bir Akbabanın Değeri Bazen Bir İnsan Hayatıdır
Doğada sevdiğimiz canlıları korumak kolaydır.
Renkli kelebekler.
Şarkı söyleyen kuşlar.
Sevimli memeliler.
Görkemli kartallar...
Fakat doğanın bazı kahramanları sessizdir.
Güzel değildir.
İnsana yakın değildir.
Hatta çoğu zaman görmek bile istemeyiz.
Akbaba tam olarak böyle bir canlıdır.
O, ölümün başında bekler.
Çünkü doğada ölüm de yaşamın bir parçasıdır.
Bir canlı öldüğünde onun bedeninin çevreye ne olacağı önemlidir.
Akbaba o bedeni alır.
Parçalar.
Tüketir.
Ve ekosistemin döngüsüne geri kazandırır.
Böylece bir ölüm, yeni hastalıkların başlangıcına dönüşmeden doğanın döngüsünde son bulabilir.
Sonuç: En İğrenç Görünen Canlılardan Biri, En Hayati Görevlerden Birini Yapıyor
Akbabalar ilk bakışta doğanın en ürkütücü canlılarından biri gibi görünebilir.
Kel başları, güçlü gagaları ve leşlerle beslenmeleri onları insanların gözünde itici hâle getirir.
Ama doğa güzellik yarışması değildir.
Doğada önemli olan, bir canlının ne kadar güzel göründüğü değil, ekosistemde hangi görevi yerine getirdiğidir.
Akbaba bu konuda olağanüstü bir örnektir.
Güçlü sindirim sistemi, son derece asidik mide ortamı, özel mikrobiyomu ve leş tüketmeye uyarlanmış anatomisi sayesinde doğanın en tehlikeli besin kaynaklarından birini değerlendirebilir.
Hindistan'daki kriz ise daha büyük bir gerçeği ortaya koydu:
Bir türü kaybetmek, yalnızca o türü kaybetmek değildir.
Onun yaptığı işi de kaybedersiniz.
Ve bazen o iş;
temizliktir,
hastalıkların kontrolüdür,
su kaynaklarının korunmasıdır,
ekosistem dengesidir,
hatta insan hayatıdır.
Bu nedenle akbabanın hikâyesi aslında bir kuşun hikâyesi değildir.
Bu, insanlığın doğayla kurduğu ilişkinin hikâyesidir.
Çünkü bazen gökyüzünde süzülen en sessiz canlılardan biri, farkında olmadan milyonlarca insan için görünmez bir sağlık çalışanı gibi görev yapar.
Ve belki de doğanın bize verdiği en büyük derslerden biri şudur:
Bir canlıyı değersiz sanmadan önce, onun yokluğunda dünyanın nasıl görüneceğini düşünmek gerekir.
Akbaba bize bunu çok ağır bir bedelle öğretti.

0 Yorumlar