Dua, insanın Rabbine yönelmesi, acziyetini kabul etmesi ve O'ndan yardım dilemesidir. Fakat dua, insanın üzerine düşen sorumluluklardan kaçmasının bir aracı değildir. Aksine gerçek anlamda dua eden insan, duasının gereğini yerine getirmek için elinden gelen gayreti de göstermelidir.
Bugün toplumda zaman zaman karşılaştığımız önemli bir mesele vardır:
Bir insan yoksulluk içindeyken, bir yetim çaresizken, yolda kalmış bir kimse yardım beklerken yalnızca “Allah yardım etsin” demek yeterli midir?
Elbette Allah'tan yardım dilemek güzeldir. Fakat imkânı olduğu hâlde hiçbir şey yapmadan bütün sorumluluğu duaya bırakmak, dinin yardımlaşma ve dayanışma anlayışıyla bağdaşmaz.
Çünkü Allah insanlara yalnızca dua etmeyi değil; iyiliği çoğaltmayı, mazluma sahip çıkmayı, fakiri gözetmeyi, yetimi korumayı ve ihtiyaç sahibinin yanında olmayı da öğütler.
Dua, Sorumluluktan Kaçış Değil; Sorumluluğa Güç Veren Bir Sığınaktır
Dua eden insan aslında şunu söylemektedir:
“Rabbim, gücümün yetmediği yerde Sen bana güç ver.”
Bu anlayış, insanın hiçbir şey yapmadan beklemesi anlamına gelmez.
Tarlayı sürmeden hasat beklemek ne kadar anlamsızsa, hiçbir gayret göstermeden yalnızca dua ederek bütün sorunların çözülmesini beklemek de aynı ölçüde eksik bir anlayıştır.
İnsan önce elinden geleni yapmalı, ardından sonucu Allah'a bırakmalıdır.
Bir fakir kapınıza geldiğinde:
“Allah yardımcın olsun.”
demek güzel bir temennidir.
Ama sofranızda bir tabak yemek varsa, onu paylaşmak daha güçlü bir iyiliktir.
Bir yetim yardım bekliyorsa:
“Allah onu korusun.”
demek güzel bir duadır.
Fakat imkânınız varsa onun eğitimine destek olmak, ihtiyacını karşılamak veya güvenli bir şekilde yanında durmak duanın hayata dönüşmüş hâlidir.
Bir yolda kalmış insan yardım bekliyorsa:
“Allah işini kolaylaştırsın.”
demek güzel bir sözdür.
Fakat elinizden gelen bir yardım varsa ve siz hiçbir şey yapmadan yürüyüp gidiyorsanız, burada dua ile sorumluluk arasında büyük bir boşluk oluşur.
Kur'an'da Yetim, Fakir ve Muhtaçlara Dikkat Çekilir
İslam'ın sosyal adalet anlayışında ihtiyaç sahiplerinin önemli bir yeri vardır.
Kur'an-ı Kerim'de yetimlere iyi davranılması, yoksulların gözetilmesi ve ihtiyaç sahiplerinin korunması konusunda güçlü uyarılar bulunmaktadır.
Özellikle Mâûn Suresi, ibadet ile toplumsal sorumluluk arasındaki ilişkiyi düşünmek açısından son derece çarpıcıdır.
Surede dini yalanlayan kimsenin yetimi itip kakması ve yoksulu doyurmaya teşvik etmemesi dikkat çekici biçimde eleştirilir.
Bu bize önemli bir gerçeği hatırlatır:
İman yalnızca dilde kalan bir söz değildir.
İman, insanın davranışlarında da görünmelidir.
Bir insan sürekli dua ediyor ama yanı başındaki muhtaç insanı görmezden geliyorsa, burada insanın kendi davranışlarını yeniden düşünmesi gerekir.
“Allah Yardım Etsin” Demek Ne Zaman Yetersiz Kalır?
“Allah yardım etsin” sözü tek başına kötü değildir.
Aksine güzel bir duadır.
Fakat bu söz bazen insanların vicdanını rahatlatan bir cümleye dönüşebilir.
Bir insan yardım edebilecek durumda olduğu hâlde:
- “Allah yardım etsin.”
- “Allah işini rast getirsin.”
- “Allah bir kapı açsın.”
- “Allah sabır versin.”
deyip hiçbir şey yapmıyorsa, dua kendi başına bir sorumluluk yerine geçmez.
Çünkü Allah'ın dünyadaki birçok yardımını insanların eliyle ulaştırdığı gerçeğini unutmamak gerekir.
Belki de sizin elinizdeki küçük bir imkân, başka bir insan için Allah'ın açacağı kapının vesilesidir.
Bir ekmek...
Bir mont...
Bir ilaç...
Bir yol parası...
Bir öğrencinin okul ihtiyacı...
Bir çocuğun eğitim masrafı...
Bir yaşlının alışverişi...
Bazen küçük görünen bir yardım, karşıdaki insanın hayatında büyük bir anlam taşıyabilir.
Allah Fakire Yardım Etmemizi İstiyor
İslam'da yardım yalnızca gönüllü bir duygu değildir.
Zekât, bunun en açık örneklerinden biridir.
Zekât, maddi imkânı belirli şartları taşıyan Müslümanların yerine getirmesi gereken mali bir ibadettir. Bunun yanında sadaka, infak ve gönüllü yardımlaşma da İslam'ın önemli değerleri arasındadır.
Dolayısıyla Müslümanın malıyla, sözüyle, emeğiyle ve imkânıyla iyilik yapması teşvik edilir.
Burada çok önemli bir ölçü vardır:
Elinden ne geliyorsa onu yap.
Herkes zengin olmak zorunda değildir.
Herkes büyük yardım kuruluşları kuramaz.
Herkes yüzlerce kişiye yardım edemez.
Ama hemen herkes bir insanın derdini dinleyebilir.
Bir yaşlıya yol gösterebilir.
Bir çocuğa kitap verebilir.
Bir komşusunun ihtiyacını sorabilir.
Bir yetimin gönlünü incitmemeye dikkat edebilir.
Bir yoksulu küçük düşürmeden yardım edebilir.
Bazen insanın verebileceği en değerli şey paradır değil, insanlık ve merhamettir.
Yetim Sadece Maddi Yardıma Değil, Şefkate de Muhtaçtır
Yetim denildiğinde çoğu zaman aklımıza para yardımı gelir.
Oysa bir çocuğun ihtiyacı yalnızca maddi destek değildir.
Yetim çocuk:
- Sevgiye,
- Güvene,
- Eğitime,
- İlgiye,
- Korunmaya,
- Saygıya,
- Geleceğe dair umuda
da ihtiyaç duyar.
Bu nedenle yetime sahip çıkmak, yalnızca eline para tutuşturmak değildir.
Onu incitmeden desteklemek, hakkını korumak, eğitimine katkıda bulunmak ve toplum içinde kendisini yalnız hissetmemesine yardımcı olmak da büyük bir sorumluluktur.
Yolda Kalmış İnsan da Bizim Sorumluluk Alanımızdadır
Eskiden yolculukların çok daha zor olduğu dönemlerde yolda kalmak büyük bir tehlikeydi.
Bugün teknoloji ve ulaşım imkânları gelişmiş olsa da insanlar hâlâ çeşitli sebeplerle yolda kalabilir.
Bir aracın arızalanması...
Parasız kalmak...
Bir sağlık problemi yaşamak...
Kaybolmak...
Gece güvenli bir yere ulaşamamak...
Böyle bir durumda karşımızdaki insanı yalnız bırakmamak insanlığın temel gereğidir.
Elbette yardım ederken güvenlik ve doğru yöntemler de gözetilmelidir. Ancak mümkün olan durumlarda kişinin güvenli bir yere ulaşmasına yardımcı olmak, ilgili kurumları haberdar etmek veya ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşmasını sağlamak önemli bir insani davranıştır.
Dua ve Çaba Birbirinin Düşmanı Değildir
Bazen dua ile çalışmayı birbirine karşı iki seçenekmiş gibi düşünüyoruz.
Oysa ikisi birlikte yürüyebilir.
Çalışırken dua edebilirsin.
Yardım ederken dua edebilirsin.
Bir hastanın yanında beklerken dua edebilirsin.
Bir yetimin elinden tutarken dua edebilirsin.
Bir yoksula yemek verirken dua edebilirsin.
Hatta en güzel hâliyle insan şöyle diyebilir:
“Allah'ım, bana yardım edebilecek güç ver. Beni de başkalarına yardım edebilecek bir vesile eyle.”
İşte bu dua, insanı sorumluluktan kaçırmaz.
Tam tersine sorumluluğa çağırır.
Sadece “Allah Yardım Etsin” Diyerek Kenara Çekilmek
Burada çok ince bir çizgi vardır.
Bir insan gerçekten hiçbir imkâna sahip değilse, yapabileceği şey dua etmek olabilir. Bunda hiçbir sorun yoktur.
Fakat imkân sahibi olduğu hâlde sürekli başkasından beklemek veya herkesin sorununu yalnızca Allah'a havale edip kendi sorumluluğunu unutmak farklıdır.
Çünkü insanın sahip olduğu nimetler aynı zamanda birer emanettir.
Para bir emanettir.
Zaman bir emanettir.
Sağlık bir emanettir.
Bilgi bir emanettir.
Güç bir emanettir.
Makâm bir emanettir.
Eğer insanın elinde bir imkân varsa, o imkânın başkalarının hayrına nasıl kullanılabileceğini de düşünmesi gerekir.
Gerçek Dua İnsanını Değiştirir
Duanın en güzel sonuçlarından biri insanın kendi kalbine dönmesidir.
İnsan her gün:
“Allah'ım beni doğru yoldan ayırma.”
diyorsa, başkasının hakkına girmemeye çalışmalıdır.
“Allah'ım bana merhamet et.”
diyorsa, başkalarına merhamet göstermelidir.
“Allah'ım ihtiyaçlarımı gider.”
diyorsa, ihtiyaç sahibinin hâlini anlamaya çalışmalıdır.
“Allah'ım beni iyilerden eyle.”
diyorsa, iyiliği yalnızca sözde bırakmamalıdır.
Çünkü dua insanın dilinden kalbine, kalbinden de davranışlarına ulaşmalıdır.
Yardım Ederken Minnet Etmemek Gerekir
İyilik yapmak kadar önemli bir başka mesele de iyiliği incitmeden yapmaktır.
Yardım edilen insanı küçük görmek, onun onurunu kırmak veya yaptığı yardımı sürekli hatırlatmak doğru bir yaklaşım değildir.
Gerçek iyilik, karşıdakinin başını eğdirmek değil, başını dik tutmasına yardımcı olmaktır.
Bir insanın ihtiyacı olabilir.
Fakat ihtiyaç sahibi olması onun onurunu kaybettiği anlamına gelmez.
Bu yüzden yardım ederken insanın haysiyetini korumak gerekir.
Bazen bir yardımın miktarından çok veriliş biçimi önemlidir.
Fakirin Kapısına Gitmeden Önce Kalbimizin Kapısını Açmalıyız
Yoksulluğu yalnızca uzaktan seyretmek kolaydır.
Bir ekranın karşısında:
“Allah fakirlerin yardımcısı olsun.”
demek kolaydır.
Fakat gerçek hayat sokağın içindedir.
Mahallemizde...
Apartmanımızda...
Komşumuzda...
İş yerimizin çevresinde...
Okulda...
Pazarda...
Bazen yanı başımızdaki insanın ne yaşadığını bile bilmiyoruz.
Bu nedenle Müslümanın bakışı yalnızca kendi evinin kapısında bitmemelidir.
Komşusunu, akrabasını, yaşlısını, yetimini, yoksulunu ve ihtiyaç sahibini görebilmelidir.
Sorumluluk Sahibi Bir Mümin Nasıl Davranmalı?
Sorumluluk sahibi bir insanın hayatında şu dört adım bulunabilir:
1. Fark Et
Önce ihtiyaç sahibini gör.
2. Dua Et
Onun için Allah'tan yardım dile.
3. İmkânını Kullan
Elinden ne geliyorsa yap.
4. Sonucu Allah'a Bırak
Yaptığın iyiliği Allah'ın rızası için yap ve karşılığını insanlardan bekleme.
İşte dua ile sorumluluğun birleştiği nokta burasıdır.
Herkes Dünyayı Değiştiremez; Ama Bir İnsanın Dünyasını Değiştirebilir
Büyük iyilikler yapmak için mutlaka büyük servetlere sahip olmak gerekmez.
Bir insanın hayatına dokunmak için bazen yalnızca küçük bir fırsat yeterlidir.
Bir öğrencinin kitabını almak...
Bir yaşlıyı hastaneye götürmek...
Bir ailenin mutfak ihtiyacını karşılamak...
Bir çocuğa mont almak...
İş arayan birine fırsat sunmak...
Bir yetimin eğitimine destek olmak...
Yalnız yaşayan bir insanı ziyaret etmek...
Bunların her biri toplumun görünmeyen yaralarını iyileştiren küçük adımlardır.
Ve bazen insanın yaptığı küçücük bir iyilik, yıllar sonra bile başka bir insanın kalbinde yaşamaya devam eder.
Dua Eden El, Yardım Eden Ele Dönüşmeli
Belki de meseleyi en kısa şekilde şöyle ifade etmek mümkündür:
Dua eden dil güzeldir; fakat dua eden dilin ardından iyilik yapan bir el daha güzeldir.
Allah'tan yardım istemek kulluğun bir parçasıdır.
Fakat Allah'ın bize verdiği imkânları başkalarının yararına kullanmak da kulluğun önemli bir boyutudur.
Bu nedenle:
“Allah'ım fakire yardım et.”
diye dua ederken,
“Ben bugün bu fakir için ne yapabilirim?”
diye de düşünmeliyiz.
“Allah'ım yetimi koru.”
derken,
“Ben bu yetimin hayatına nasıl bir iyilik katabilirim?”
diye sormalıyız.
“Allah'ım yolda kalana yardım et.”
derken,
“Benim yapabileceğim bir şey var mı?”
diye bakmalıyız.
Çünkü belki de Allah'ın yardım kapısı, bizim elimizdeki küçücük bir imkânın arkasında saklıdır.
Sonuç: Dua Et, Fakat Elini de Uzat
Dua insanın Rabbine açtığı kapıdır.
Sorumluluk ise insanın dünyaya açtığı kapıdır.
İkisini birbirinden ayırmamak gerekir.
Allah'tan yardım istemek güzeldir.
Fakat Allah'ın bize verdiği imkânları kullanarak başkasına yardım etmek de büyük bir kulluk ve insanlık sorumluluğudur.
Fakir için dua edelim.
Yetim için dua edelim.
Yolda kalmış için dua edelim.
Çaresiz için dua edelim.
Ama elimizden bir şey geliyorsa, duamızı davranışımızla tamamlayalım.
Çünkü bazen bir insanın ettiği dua gökyüzüne yükselirken, başka bir insanın eli o duanın yeryüzündeki karşılığı olabilir.
Belki de bize düşen tam olarak budur:
Dua ederken çalışmak, çalışırken dua etmek; Allah'tan isterken kulun derdine ortak olmak.
Ve insanın kendisine şu soruyu sorması:
“Rabbim bana bir başkasının yarasına merhem olabilecek bir imkân verdiyse, ben o emaneti nasıl kullanıyorum?”
İşte vicdanın başladığı yer burasıdır.
İşte gerçek sorumluluk da burada başlar.
dua ile sorumluluk atmak, Allah yardım etsin demek, fakire yardım etmek, yetime sahip çıkmak, yolda kalmışa yardım etmek, İslam'da yardımlaşma, İslam'da fakirlerin hakkı, yetim hakkı, fakir ve yoksullara yardım, sadaka ve infak, zekat ve yardımlaşma, Müslümanın sorumlulukları, dua ve tevekkül, dua etmek ve çalışmak, İslam'da sosyal sorumluluk, ihtiyaç sahibine yardım, mazluma yardım etmek, Allah'ın emrettiği yardımlaşma, merhamet ve yardımlaşma, dini açıdan yardımlaşma
Dua etmek güzeldir ancak insanın üzerine düşen sorumlulukları başkasına bırakması doğru değildir. İslam'da fakire, yetime ve ihtiyaç sahibine yardım etmenin önemini ele alıyoruz.

0 Yorumlar