Savaş artık yalnızca barut kokusu ve patlama sesiyle tanımlanmıyor. Günümüz çatışmaları, çoğu zaman görünmeyen dalgalar, algıyı felce uğratan teknolojiler ve doğruluğu tartışmalı anlatılar üzerinden ilerliyor. Venezuela’da yaşandığı öne sürülen ABD baskını da tam olarak bu gri alanda duruyor: Gerçek ile söylenti, bilim ile psikoloji, teknoloji ile propaganda arasındaki sınırda.
Ortaya atılan iddia çarpıcı: Radarların sustuğu, insansız hava araçlarının gökyüzünü kapladığı, sessiz helikopterlerle inen küçük bir özel timin, sayıca üstün muhafızları tek kurşun atmadan etkisiz hâle getirdiği söyleniyor. Daha da sarsıcı olan ise savunma hattındaki askerlerin yaşadığı belirtiler: baş dönmesi, mide bulantısı, kontrolsüz kusma, bilinç kaybı ve hatta iç kanama iddiaları. Bu tablo, klasik askeri doktrinle açıklanamayacak kadar sıra dışı görünüyor.
“Soft-Kill” Kavramı Gerçek mi?
Uzman çevrelerde bu tür senaryolar için kullanılan kavram “soft-kill” olarak adlandırılıyor. Yani hedefi yok etmeyen, ancak işlevsiz hâle getiren yöntemler. Elektronik karıştırma, siber saldırılar ve psikolojik harp bu kategoriye zaten dâhil. Tartışmayı alevlendiren nokta ise iddiaların yönlendirilmiş enerji silahları gibi henüz sahada kullanıldığı resmen kabul edilmemiş sistemlere dayanması.
Teorik olarak yüksek güçlü mikrodalga (HPM) ya da akustik sistemlerin, insan vücudunda ciddi rahatsızlıklar yaratabileceği biliniyor. Beyin dokusunda basınç hissi, denge kaybı ve mide refleksleri bu çerçevede sıkça anılıyor. Ancak teori ile operasyonel gerçeklik arasında hâlâ kalın bir sis perdesi bulunuyor.
Kanıt Sorunu ve Algı Gerçeği
Bu noktada temel soru şudur: Bu iddiaları destekleyen somut, bağımsız ve doğrulanabilir kanıtlar var mı? Şu ana kadar yanıt nettir: Hayır. Ne tıbbi raporlar, ne açık kaynak uydu verileri, ne de tarafsız gözlemciler tarafından doğrulanmış teknik bulgular kamuoyuna sunulmuştur.
Buna karşın, savaş ortamlarında algının gerçeğin önüne geçebildiği de tarihsel bir hakikattir. Ani baskınlar, yoğun elektronik harp, uyku yoksunluğu, stres ve korku; askerlerde toplu psikofizyolojik çöküşlere yol açabilir. Bu tür durumlar, sonradan “bilinmeyen bir silah” anlatısıyla anlamlandırılma eğilimi taşır. İnsan zihni, açıklayamadığı şiddeti gizemle doldurur.
Neden Bu Hikâyeler Yayılıyor?
Bu tür iddiaların hızla yayılmasının üç temel nedeni vardır:
- Teknolojik bilinmezlik: Askerî Ar-Ge faaliyetleri doğası gereği kapalıdır. Bu da hayal gücünü besler.
- Jeopolitik propaganda: Zayıf taraf, üstünlüğü açıklamak için “yasaklı” ya da “insanlık dışı” silah söylemine başvurabilir.
- Yeni savaş korkusu: İnsanlık, kontrol edemediği teknolojilerden her zaman çekinmiştir. Nükleer çağda olduğu gibi, bugün de enerji temelli silahlar aynı endişeyi doğuruyor.
Bu anlatılar, yalnızca bir operasyonu değil; küresel düzenin nereye evrildiğine dair kolektif korkuları da yansıtıyor.
Sonuç: Gerçekten Daha Tehlikeli Olan Ne?
Bugün için Venezuela baskınında gizli bir “sonik” ya da “zihni hedef alan” silah kullanıldığı iddiası kanıtlanmış bir gerçek değildir. Ancak asıl tartışılması gereken nokta belki de bu değildir. Asıl tehlike, savaşın giderek görünmezleşmesi, sorumluluğun belirsizleşmesi ve toplumların neye maruz kaldığını anlayamaz hâle gelmesidir.
Silah görünmediğinde, yara iz bırakmadığında ve düşman tanımlanamadığında; savaş yalnızca bedenleri değil, hakikat duygusunu da felç eder.
Belki de çağımızın en sarsıcı silahı, henüz ateşlenmemiş olan değil; neye inanacağımızı bilemediğimiz bir dünyada yaşamak zorunda kalmamızdır.
1: Bu Robot Süpürge Uçuyor!MOVA’dan Merdiven Çıkan, Uçabilen Yeni Nesil Temizlik Devrimi
2:Merakla Beklenen “Kitap Şeklindeki” Telefonun Ayrıntıları Belli Oldu
3: Are You Dead?” Uygulaması Neden Çin Başta Olmak Üzere Tüm Dünyada Popüler?
4: Hamam Kültürüne Teknolojik Dönüşüm: Robot Tellaklar Geliyor
5: Ne Matkap Gerekiyor, Ne de Kablo: Duvara Kendi Kendine Yapışan İlk TV Tanıtıldı
