Batı Şeria’da Artan Yerleşimci Saldırıları: Filistin Köylerinde Yaşanan İnsanlık Dramı”

Batı Şeria’da Artan Yerleşimci Saldırıları: Filistin Köylerinde Yaşanan İnsanlık Dramı”

 


Gölgenin Uzadığı Coğrafya: Batı Şeria’da Sessizce Büyüyen Fırtına

Dünya bazen yüksek sesle patlayan bombalara kulak kesilir; oysa asıl kırılmalar çoğu zaman sessizlikte büyür. İşgal altındaki Batı Şeria’da bugün yaşananlar da tam olarak böyle bir sessiz fırtınanın hikâyesidir. Taşların, zeytin ağaçlarının, tozlu yolların ve kadim evlerin tanıklık ettiği bu hikâye; yalnızca bir coğrafyanın değil, insanlığın vicdan haritasının da sınandığı bir döneme işaret eder.

Son günlerde artan saldırılar, bir tesadüf değil; bir düzenin, bir alışkanlığın ve giderek normalleşen bir şiddet dilinin yansımasıdır. Yüzlerce yerleşimcinin köyleri basarak evleri ve araçları ateşe verdiği, sivilleri darp ettiği ve çoğu zaman güvenlik güçlerinin müdahale etmeden izlediği olaylar, bölgedeki hukuki boşluğu değil, bilakis bir tür fiili düzeni işaret eder.

Bu tabloyu anlamak için sadece bugüne bakmak yeterli değildir. Veriler, şiddetin sistematik biçimde arttığını ortaya koyuyor: 2025 yılı boyunca yerleşimci saldırılarının sayısı binlerle ifade edilirken, sadece bir yıl içinde %25’e varan bir artış kaydedildi.
Birleşmiş Milletler verileri ise daha da çarpıcıdır: 2025 yılında 1.800’den fazla saldırı kaydedilmiş, bu rakam son yirmi yılın en yüksek günlük ortalamasına ulaşmıştır.

Bu rakamlar, istatistikten ibaret değildir. Her biri bir evin kapısına bırakılmış korkudur. Her biri, bir çocuğun uykusuna giren gölgedir.

Toprağın Hafızası ve Yerinden Edilişin Sessizliği

Bugün Batı Şeria’da yaşananların en ağır sonuçlarından biri, görünmeyen ama derin izler bırakan yerinden edilme sürecidir. On binlerce Filistinlinin evlerinden koparıldığı, köylerin yavaş yavaş haritadan silindiği bir süreç yaşanıyor. Birleşmiş Milletler’e göre yalnızca son dönemde 36 binden fazla insan yerinden edildi.

Bu durum, klasik bir askeri çatışmanın ötesine geçer. Bu, coğrafyanın demografik hafızasının yeniden yazılmasıdır. Evler yıkılırken sadece duvarlar değil, hatıralar da enkaz altında kalır.

Savaşın Gölgesi: Gazze’den İran’a Uzanan Hat

Batı Şeria’daki şiddetin artışı, bölgedeki daha geniş jeopolitik gerilimlerden bağımsız değildir. Gazze’deki savaşın ardından, İran ve Lübnan’ı da içine alan geniş çaplı askeri hareketlilik, dikkatleri başka cephelere çekerken Batı Şeria’da yaşananlar adeta görünmez hale gelmiştir.

Bu durum, sahada bir “boşluk” yaratmıştır. Ve tarih bize şunu öğretir: Güç boşlukları çoğu zaman adaletle değil, daha fazla güçle doldurulur.

Nitekim İran-İsrail geriliminin Batı Şeria’ya sıçradığı ve sivil kayıplara yol açtığı son olaylar, bölgenin artık yalnızca yerel bir kriz olmadığını, küresel bir kırılmanın parçası haline geldiğini gösteriyor.

Hukukun Sessizliği, Vicdanın Sınavı

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, Batı Şeria’daki yerleşimlerin büyük bölümü yasa dışı kabul edilir. Ancak sahadaki gerçeklik, hukukun kağıt üzerinde kaldığını gösteriyor.

Asıl mesele, sadece hukukun ihlali değil; hukukun etkisizleşmesidir. Çünkü bir kural ihlal edildiğinde değil, uygulanmadığında tehlikelidir.

Bugün Batı Şeria’da yaşananlar, uluslararası sistemin sınırlarını da gözler önüne seriyor. Devletler konuşuyor, raporlar yazılıyor, kınamalar yapılıyor… fakat sahadaki gerçek değişmiyor.

Sonuç: İnsanlığın Aynasında Bir Çatlak

Batı Şeria, artık yalnızca bir coğrafya değildir. O, modern dünyanın çelişkilerinin bir aynasıdır. Gücün hukuku nasıl şekillendirdiğini, sessizliğin nasıl bir suç ortaklığına dönüşebileceğini ve acının nasıl sıradanlaştırıldığını gösteren bir aynadır.

Ve belki de en acı soru şudur:
Bir çocuğun korkusu, bir annenin feryadı, bir evin yıkılışı…
Bunlar ne zaman “haber” olmaktan çıkıp “alışkanlık” haline geldi?

Eğer bir gün bu soruya dürüstçe cevap verebilirsek, belki o zaman bu coğrafyada barış sadece bir ihtimal değil, bir gerçek olabilir.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski