Küresel diplomasinin kalbinin attığı New York’ta, Birleşmiş Milletler binasının koridorlarında yankılanan bu karar, yalnızca Washington’un değil, tüm dünyanın siyasal hafızasına kazınacak nitelikte. ABD Başkanı Donald Trump’ın, “Amerikan çıkarlarına artık hizmet etmediği” gerekçesiyle 66 uluslararası kuruluştan çekilme kararı, çok taraflı sistemin geleceğini yeniden tartışmaya açtı. Frank Ucciardo’nun BM Genel Merkezi’nden aktardığı bu gelişme, modern diplomasinin yönünü sorgulatan bir dönüm noktasına işaret ediyor.
“Amerika”dan Küresel Kopuşa
Trump yönetiminin dış politika yaklaşımı uzun süredir net bir çizgi izliyor: ulusal egemenliği merkeze alan, mali yükümlülükleri sorgulayan ve uluslararası kurumlara mesafeli bir duruş. Beyaz Saray’a göre bu kuruluşlar, ABD’nin ekonomik gücünü tüketen, karar alma süreçlerinde Washington’un etkisini sınırlayan yapılar hâline geldi. Bu bakış açısı, çok taraflılığın ortak akıl ve kolektif sorumluluk anlayışını ikinci plana itiyor.
Birleşmiş Milletler’de Yankılar
BM kulislerinde hâkim olan hava ise kaygı dolu bir sessizlik. Zira ABD, yalnızca bir üye devlet değil; aynı zamanda sistemin mimarlarından biri. Sağlıktan çevreye, eğitimden insan haklarına uzanan geniş bir yelpazede faaliyet gösteren uluslararası kuruluşların, ABD’siz bir gelecekte nasıl şekilleneceği sorusu giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Diplomatlar, bu adımın diğer ülkeler için de emsal teşkil edebileceğini ve küresel iş birliği ruhunu zayıflatabileceğini vurguluyor.
Güç ve Sorumluluk Arasındaki İnce Çizgi
Trump’ın bu hamlesi, “güç” ile “sorumluluk” arasındaki kadim dengeyi yeniden gündeme getiriyor. Küresel liderlik, yalnızca askeri veya ekonomik kudretle değil; ortak değerleri savunma iradesiyle anlam kazanır. Uluslararası kurumlar kusursuz olmayabilir, ancak onlar, çatışmaların yerine diyalogu, kaosun yerine düzeni koyma çabasının somutlaşmış hâlidir.
Yeni Bir Dönemin Eşiğinde
Bugün BM binasının camlarından Manhattan siluetine bakıldığında, dünya sanki yeni bir eşiğin önünde duruyor. Çok taraflı düzenin çözülüp çözülmeyeceği, yoksa bu sarsıntıdan daha dirençli bir yapı mı doğacağı henüz belirsiz. Ancak kesin olan şu: ABD’nin bu kararı, yalnızca diplomatik bir geri çekilme değil; küresel sistemin vicdanını sınayan tarihsel bir mesajdır.
Gelecek, bu mesajın nasıl okunacağına ve dünyanın buna nasıl karşılık vereceğine göre şekillenecek. Çünkü uluslararası düzen, bazen bir imzayla kurulur; bazen de bir imzayla sarsılır.
Bu sorunun özü, yalnızca hangi kurumlardan çıkıldığı değil; aynı zamanda bu kurumların neyi temsil ettiği sorusudur. Çünkü söz konusu olan yapılar, modern dünyanın görünmez omurgasını oluşturan uluslararası mimarilerdir.
Uluslararası Kuruluşlar Nedir?
Uluslararası kuruluşlar, devletlerin ortak sorunlara kolektif akıl, hukuki çerçeve ve kurumsal süreklilik ile çözüm üretmek amacıyla kurdukları yapılardır. Savaşların küllerinden, krizlerin eşiğinden ve insanlığın ortak hafızasından doğmuşlardır. Amaçları; güç dayatmak değil, denge kurmaktır.
ABD’nin çekildiği ya da çekilme iradesi gösterdiği bu yapılar genel olarak beş ana başlık altında toplanır:
1. Birleşmiş Milletler Sistemi ve Bağlı Kuruluşlar
BM, tek bir kurum değil; çok katmanlı bir ekosistemdir. Bu ekosistem içinde yer alan bazı yapılar şunlardır:
- UNESCO – Eğitim, bilim ve kültürel mirasın korunması
- WHO (Dünya Sağlık Örgütü) – Küresel sağlık politikaları
- UNHRC (İnsan Hakları Konseyi) – İnsan hakları izleme ve raporlama
- UNRWA – Filistinli mülteciler için insani yardım
- UNDP – Kalkınma ve yoksullukla mücadele
Bu kurumlar, ulusların tek başına çözmekte zorlandığı meselelerde ortak hareket alanı oluşturur.
2. Çevre ve İklim Kuruluşları
İklim krizi, sınır tanımayan bir tehdittir. Bu alandaki kuruluşlar, gezegenin geleceğini korumayı amaçlar:
- Paris İklim Anlaşması mekanizmaları
- UNEP (BM Çevre Programı)
- Küresel çevre fonları ve sürdürülebilirlik inisiyatifleri
Bu yapılardan çekilmek, yalnızca diplomatik değil; ekolojik bir tercihtir.
3. Silah Kontrolü ve Güvenlik Anlaşmaları
Soğuk Savaş sonrası dönemin hassas dengelerini koruyan yapılar:
- Nükleer silahların yayılmasını önleyen anlaşmalar
- Kimyasal ve biyolojik silah denetim mekanizmaları
- Silah ticaretini düzenleyen uluslararası çerçeveler
Bu kuruluşlar, savaşın eşiğinde duran dünyaya fren görevi görür.
4. Hukuk, Adalet ve İnsan Hakları Mekanizmaları
Devlet gücünün sınırlandığı alanlar genellikle en çok tartışılanlardır:
- Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ile ilişkili yapılar
- İşkenceyi Önleme Sözleşmeleri
- Mülteci ve iltica hukukunu düzenleyen kurumlar
Bu mekanizmalar, “güçlü olanın değil, haklı olanın” korunmasını hedefler.
5. Ekonomik, Sosyal ve Teknik Kuruluşlar
Görünmeyen ama gündelik hayatı doğrudan etkileyen yapılar:
- Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)
- Küresel göç, tarım, gıda ve enerji ajansları
- Bilimsel standartlar ve teknik iş birliği kurumları
Bu kurumlar, küresel düzenin sessiz işçileri gibidir.
Bütün Resme Bakıldığında
Bu kuruluşlar kusursuz değildir. Bürokrasi ağırdır, karar alma süreçleri yavaştır, siyasi etkilerden arınmış değildir. Ancak şurası açıktır:
Bu yapılar yoksa, geriye yalnızca güç kalır.
ABD’nin bu kurumlardan çekilmesi; bir bütçe tartışmasından çok, dünya düzenine dair bir vizyon farkını yansıtır. Çok taraflılık mı, mutlak egemenlik mi? Ortak sorumluluk mu, ulusal yalnızlık mı?
Bugün bu kuruluşların isimleri tartışılıyor. Yarın ise onların yokluğunda ortaya çıkacak boşluğun adı konulacak.
Ve tarih bize şunu fısıldıyor:
Boşluklar, her zaman bir şeyle dolar.
Mesele, onun ne olacağıdır.
