Küresel Masada Yükselen Bir Ses: Türkiye’nin Dış Politikada İki On Yıllık Yolculuğu

Küresel Masada Yükselen Bir Ses: Türkiye’nin Dış Politikada İki On Yıllık Yolculuğu

 

Son yirmi yılda Türkiye, jeopolitik konumunun yüklediği tarihsel sorumluluğu bir vizyona dönüştürerek uluslararası diplomasinin merkezinde daha görünür hale geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Ankara, yalnızca kendi bölgesinin değil, küresel denklemdeki uyuşmazlıkların da çözümünde aktif bir rol üstlendi. Bu rol, zaman zaman hakemlik, zaman zaman garantörlük, kimi zaman da insani yardımın en güçlü taşıyıcısı olarak karşımıza çıktı.

Bu diplomatik dönüşümün temelinde, Türkiye’nin dünyaya karşı geliştirdiği “adalet ve barış eksenli” yaklaşım bulunuyor. Ülke, güçlünün değil haklının yanında durmayı ilke edinerek aracılık girişimlerinde güvenilir bir paydaş haline geldi.

Rusya–Ukrayna Sınavı: Zor Diplomasi, Cesur Adımlar
2022’de patlak veren Rusya-Ukrayna savaşının ardından Türkiye, savaşın en sıcak anlarında bile iki tarafın da kapısını çalabilen nadir aktörlerden biri oldu. İstanbul’da gerçekleştirilen barış görüşmeleri, kalıcı olmasa da diplomasinin hâlâ nefes aldığını dünyaya gösterdi. Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması ise milyonlarca insanın sofralarını koruyan bir umut köprüsü olarak tarihe yazıldı. Bu hamle, Türkiye’nin yalnızca coğrafi değil, diplomatik stratejik önemini de yeniden hatırlattı.

Afrika Boynuzu: Barışın Sessiz İnşası
Somali ve Etiyopya arasında tırmanan gerilim, bölgesel istikrarsızlığın kapılarını aralıyordu. Türkiye, yıllardır Afrika Boynuzu’nda geliştirdiği insani ve stratejik ilişkiler sayesinde taraflara yaklaşabilen bir aktör oldu. Askerî eğitimden sağlık yatırımlarına kadar geniş bir destek alanı oluşturan Türkiye, çatışma riskini azaltmada ve diyaloğu güçlendirmede etkili bir duruş sergiledi.

Gazze: Mazlumun Nefesi, Diplomasinin Vicdanı
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında insani trajedi büyürken, Türkiye sesini en güçlü çıkaran ülkelerden biri oldu. Ankara, ateşkesi sağlama çabalarında hem garantör hem de insani yardımın en büyük taşıyıcısı rolünü üstlendi. Diplomatik kanallar üzerinden yürütülen temaslar, abluka altındaki bir halkın sesi olmanın ötesine geçerek uluslararası camiaya “sorumluluk” çağrısı niteliği taşıdı.

Değer Temelli Diplomasi: Sadece Güç Değil, İlke Meselesi
Türkiye’nin dış politikadaki kalkış noktası, yalnızca çıkar değil; aynı zamanda adalet, özgürlük ve egemenlik haklarına duyulan derin saygıdır. Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya uzanan bu geniş diplomasi hattında Türkiye;

  • Barış koridorları inşa ediyor,
  • Aracılık yapıyor,
  • Garantörlük üstleniyor,
  • Mazlumlara nefes oluyor.

Erdoğan’ın sıkça vurguladığı “Dünya beşten büyüktür” söylemi ise bu vizyonun sloganı haline gelmiş durumda. Bu çıkış, küresel adalet sistemindeki çarpıklığa karşı yükselen bir isyan ve yeni bir düzen arayışının simgesidir.

Sonuç: Tarihin Aktif Sahnesinde Bir Türkiye
Bugün Türkiye, krizleri yönetebilen, savaşlara karşı barışı savunan ve uluslararası sistemi daha adil kılmak için çalışan bir aktördür. Diplomasi artık yalnızca masa başında değil; sahada, insani yardım kuyruklarında, limanlarda, deniz yollarında hayat buluyor.

Türkiye’nin sergilediği bu duruş, geleceğin uluslararası ilişkilerinde daha da belirleyici olacağının işaretini veriyor.

Ve dünya, giderek daha yüksek bir sesle duyuyor:
Barışa giden yolda Türkiye, hem vicdanın hem aklın temsilcisi olarak masada yer almaya devam edecek.



Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski