Hakan Fidan: “İslam Dünyası Artık Uyandı”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “İslam dünyası artık uyandı. Bir araya gelmemiz gerektiğine inanıyoruz.” sözleri, yalnızca diplomatik bir mesaj değil; tarihsel bir hafızanın yeniden hatırlanışıdır. Bu ifade, uzun süredir parçalı duran bir coğrafyanın ortak akıl ve ortak irade arayışını simgeliyor.
Uyanışın Anlamı: Tepkisel Değil, Kurucu Bir Bilinç
“Uyanış” kavramı, romantik bir sloganın ötesinde stratejik bir dönüşüme işaret eder. İslam dünyası; enerji yollarının, genç nüfusun, doğal kaynakların ve jeopolitik geçiş hatlarının merkezinde yer alıyor. Ancak bu potansiyel, çoğu zaman iç çekişmeler, mezhepsel ayrışmalar, dış müdahaleler ve ekonomik bağımlılıklarla gölgelenmiştir.
Bugün dillendirilen uyanış, edilgen bir reaksiyon değil; kurucu bir bilinçtir. Kendi güvenlik mimarisini kurabilen, ekonomik entegrasyonunu derinleştiren, teknolojik üretim kapasitesini artıran ve diplomatik reflekslerini eşgüdüm içinde kullanabilen bir yapıdan söz ediliyor.
Birlik Neden Zorunlu?
Küresel sistem çok kutuplu bir düzene evriliyor. Güç merkezleri yeniden şekilleniyor. Bu dönüşüm sürecinde dağınık hareket eden ülkeler, karar verici değil; kararların uygulandığı alanlar hâline gelir. Oysa ortak hareket eden bloklar, küresel müzakere masalarında belirleyici olur.
İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlar, uzun süredir varlığını sürdürüyor. Ancak mesele yalnızca kurumsal çatı değil; irade ve eşgüdüm meselesidir. Ekonomik iş birliği mekanizmalarının derinleştirilmesi, savunma sanayiinde ortak projeler, finansal sistemlerde alternatif enstrümanlar ve eğitim–teknoloji alanında bilgi paylaşımı bu birliğin somut adımları olabilir.
Jeopolitikten Teknolojiye: Yeni Dönemin Eşiği
Dünya artık yalnızca toprak üzerinden değil; veri, yapay zekâ, enerji dönüşümü ve siber güvenlik üzerinden şekilleniyor. Eğer İslam dünyası bu yeni çağın üretici aktörü olamazsa, dijital kolonizasyon riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle birlik çağrısı, aynı zamanda bilimsel atılım çağrısıdır.
Genç ve dinamik nüfus, doğru eğitim ve yatırım politikalarıyla küresel rekabet gücüne dönüşebilir. Ortak araştırma merkezleri, teknoloji fonları ve inovasyon ağları, sembolik dayanışmadan gerçek güç üretimine geçişi sağlayabilir.
Siyasi İrade ve Ahlaki Zemin
Birlik yalnızca stratejik çıkarların toplamı değildir; aynı zamanda ortak bir değer zeminidir. Adalet, merhamet ve insan onurunu önceleyen bir yaklaşım, bölgesel krizlerin çözümünde daha etkili olabilir. Filistin’den Afrika’ya, Asya’dan Balkanlara kadar uzanan geniş coğrafyada insani diplomasi ve arabuluculuk kapasitesi artırılabilir.
Ancak bu hedefe ulaşmak için iç reform cesareti şarttır. Şeffaf yönetim, hukukun üstünlüğü, ekonomik çeşitlilik ve toplumsal kapsayıcılık olmadan dışarıya güçlü bir birlik mesajı verilemez.
Sonuç: Tarihin Eşiğinde Bir Seçim
Hakan Fidan’ın sözleri, bir iddiayı ortaya koyuyor: Dağınıklığın kader olmadığı, birlikteliğin ise mümkün olduğu iddiası. Fakat bu iddia, yalnızca söylemle değil; uzun vadeli strateji, sabır ve karşılıklı güvenle hayata geçebilir.
Bugün İslam dünyası bir yol ayrımında duruyor. Ya geçmişin kırılgan fay hatlarında savrulmaya devam edecek ya da ortak bir ufka doğru yürümeyi seçecek. Uyanış, bir başlangıçtır. Asıl mesele, bu bilinci kalıcı bir kurumsal ve zihinsel dönüşüme dönüştürebilmektir.
Ve belki de en kritik soru şudur:
Birlik arzusu, kriz anlarında yükselen bir ses mi olacak, yoksa yeni bir çağın temel taşı mı?
