Gazze…
Bir coğrafya değil artık, bir vicdan terazisi. Her gün yeniden kurulan ve her gece yeniden yıkılan bir hayatın adı. Gökyüzü yalnızca bulut taşımıyor; aynı zamanda korkuyu, belirsizliği ve dünyanın suskunluğunu da taşıyor.
Bugün “Gazze’de ne oluyor?” sorusu, aslında “İnsanlık neye dönüşüyor?” sorusunun başka bir biçimi.
Sokaklar artık sadece yollar değil; anıların, kayıpların ve yarım kalmış hayatların izlerini taşıyan birer hatıra çizgisi. Bir çocuğun oyuncağıyla vedalaşmadan terk ettiği ev, bir annenin yarım kalan duası, bir babanın çaresizlikle göğe bakışı… Bunlar istatistik değil. Bunlar, sayıya indirgenemeyecek kadar derin hikâyeler.
Dünya ise bu hikâyeleri çoğu zaman rakamlara çevirerek kendini rahatlatıyor.
Birleşmiş Milletler raporları uyarıyor, çağrılar yapılıyor, toplantılar düzenleniyor. Ama sahada değişen ne? Diplomatik cümleler yükselirken, enkazın altındaki sesler giderek daha da kısılıyor. Uluslararası sistem, kendi kurduğu kuralların gölgesinde kalmış gibi.
Bu sadece bir çatışma değil.
Bu, uluslararası hukukun ne kadar güçlü olduğunu test eden bir kırılma anı.
İslam İşbirliği Teşkilatı ve bölgesel aktörler tepki veriyor, açıklamalar yapıyor. Ancak açıklamalar ile gerçeklik arasındaki mesafe her geçen gün büyüyor. Sözler yükseliyor, ama etkileri yere ulaşmadan dağılıyor.
Ve tam burada asıl soru beliriyor:
Söz mü güçlü, yoksa sessizlik mi?
Gazze’de yaşananlar sadece bugünün meselesi değil. Bu, geleceğin hafızasına kazınacak bir kayıt. Yarın tarih yazıldığında, kimlerin konuştuğu kadar kimlerin sustuğu da yazılacak. Çünkü bazen susmak, tarafsızlık değil; görünmeyen bir tercihtir.
Bu kriz, yalnızca silahların değil; algıların, medyanın ve bilginin de savaşı. Gerçek ile anlatılan arasındaki fark büyüdükçe, insanlar gerçeğe değil, sunulana inanıyor. Ve bu, belki de en tehlikeli kırılma.
Çünkü gerçek kaybolduğunda, adalet de yolunu kaybeder.
Gazze’de olan biteni anlamak için sadece haberleri takip etmek yetmez. Satır aralarını okumak gerekir. Neden şimdi? Neden bu kadar uzun sürüyor? Ve en önemlisi: Neden hâlâ durdurulamıyor?
Bu soruların cevapları, yalnızca bölgede değil; küresel güç dengelerinde, çıkar ilişkilerinde ve sessiz anlaşmalarda saklı.
Sonuç olarak Gazze, bir yer değil artık.
Bir ayna.
Kim neyi savunduğunu, neyi görmezden geldiğini, neyi kabullendiğini bu aynada görüyor. Ve belki de en acısı şu: Bu aynaya bakmak cesaret istiyor.
Çünkü gerçek, çoğu zaman görmek istediğimiz şey değildir.
Ve şimdi soru hâlâ orada duruyor:
Gazze’de ne oluyor?
Belki de doğru soru şu:
Dünya neyi görmezden geliyor?
