Ekran Işığında Yorulan İnsan: Dopamin Çağından Günlük Hayat Manzaraları

Ekran Işığında Yorulan İnsan: Dopamin Çağından Günlük Hayat Manzaraları

Sabah alarmı çalmadan uyanan çok az insan kaldı. Uyanır uyanmaz yapılan ilk hareket, gözleri gökyüzüne değil, ekrana çevirmek. Henüz gün başlamadan zihin, başkalarının hayatlarına, haber kırıntılarına, reklamlara ve bitmeyen bir akışa maruz kalır. Daha yataktan kalkmadan dopamin çalışmaya başlar.

Gün böyle başlar: Aceleyle, sessiz bir huzursuzlukla.

Kaydırarak Geçen Saatler

Otobüste, kafede, evin salonunda… İnsanlar aynı hareketi yapar: parmak aşağı iner, görüntü yukarı çıkar. Bir video güldürür, diğeri unutturur, bir başkası kızdırır. Hiçbiri kalmaz. Zihin her şeye dokunur ama hiçbir şeye tutunamaz.

Bu bir tembellik değildir; bu, sürekli uyarılmanın doğurduğu bir tükenmişliktir. Çünkü zihin, durmak için değil, hızlanmak için eğitilmiştir.

Beş dakika diye başlanan kaydırma, bir saatin nasıl geçtiğini fark ettirmez. Sonunda elde kalan tek şey şudur:
“Bir şey yaptım ama ne yaptım bilmiyorum.”

Sofrada Bile Yalnızlık

Aynı masada oturan insanlar, aynı anda farklı ekranlara bakar. Yemek sıcaktır ama sohbet soğuktur. Sessizlik vardır ama huzur yoktur. Çünkü o sessizlik, paylaşılmış bir suskunluk değil; dağılmış bir dikkattir.

Eskiden sofralar günü anlatırdı. Şimdi sofralar, günün arasında sıkışmış bir moladır. Zihin hâlâ orada değildir; bir sonraki bildirimi beklemektedir.

Dopamin çağında insan, yanında olanla değil; olasılıklarla meşguldür.

Çalışırken Dinlenememek, Dinlenirken Yorulmak

İş yaparken sürekli bölünürüz. Dinlenirken bile bir şeyler tüketiriz. Dizi izlerken telefona bakar, müzik dinlerken mesaj yazarız. Hiçbir eylem tek başına yapılmaz. Bu yüzden hiçbir eylem gerçekten tamamlanmış hissettirmez.

Dinlenme, artık durmak değil; başka bir uyarana geçmektir. Ve bu yüzden beden koltukta olsa bile zihin hâlâ koşmaktadır.

Sıkıntıya Tahammülsüzlük

Market sırasında, asansörde, kırmızı ışıkta… En küçük bekleme anı bile rahatsız eder. Çünkü sıkıntıdan korkarız. Oysa sıkıntı, zihnin kendine açılan kapısıdır. Kaçtıkça o kapı kapanır.

Telefonu cebinden çıkaran insan, aslında zamanı değil;
kendisiyle kalma ihtimalini öldürür.

Akşam: Yorgun Ama Tatminsiz

Gün bittiğinde bedende yorgunluk vardır ama zihinde bir boşluk. “Bugün ne yaptım?” sorusu net bir cevap bulmaz. Çok şey görülmüştür, çok şey hissedilmiş gibidir ama hiçbir şey yerleşmemiştir.

Bu, dopamin çağının en sessiz krizidir:
İnsan yorulur ama tatmin olmaz.

Küçük Direnişler

Bu çağda büyük kopuşlar zor. Ama küçük direnişler mümkündür.
Telefonu masadan kaldırmak.
Bir yolculuğu müziksiz yapmak.
Bir işi bölmeden bitirmek.
Bir cümlede durmak.

Bunlar basit görünür ama etkilidir. Çünkü dopamin çağında yavaşlamak, iradenin en sade hâlidir.

İnsan, hazzı azaltarak değil;
dikkatini derinleştirerek iyileşir.

Ve belki de günlük hayatın ortasında, ekran ışığından bir anlık başını kaldıran herkes şunu fark eder:
Sessizlik hâlâ burada.
Ve hâlâ konuşmayı bekliyor.

Yorum Gönder