Türkiye’nin Sessiz Kaybı: 158 Milyar Lira ve Dijital İşgalin Gölgesinde Kalan Telif Gerçeği

Türkiye’nin Sessiz Kaybı: 158 Milyar Lira ve Dijital İşgalin Gölgesinde Kalan Telif Gerçeği


Rakamlar bazen bir çığlık gibidir; soğuk, net ve inkâr edilemez. Türkiye’nin dijital ekonomide uğradığı 158 milyar liralık kayıp, yalnızca bir bütçe açığı değil, aynı zamanda egemenliğin görünmez bir cephede aşınmasıdır. Bu tablo, “dijital işgal” olarak adlandırılan yeni bir düzenin, içerik üreticilerini ve yerel medyayı nasıl kıskaca aldığını açıkça gösteriyor.

Sorunun merkezinde, küresel teknoloji platformlarının içerik üzerindeki mutlak hâkimiyeti yer alıyor. Haber, analiz ve özgün içerik; yerel emekle üretiliyor, fakat ekonomik değeri büyük ölçüde Google ve benzeri platformlar tarafından toplanıyor. Okur, farkında olmadan arama motorlarının sunduğu özetlere, başlıklara ve yönlendirmelere bağımlı hâle geliyor. Kaynağa gitmeden tüketilen bilgi, tıklama ekonomisini ve reklam gelirlerini üreticiden koparıyor.

Bu bağımlılık, yalnızca medya kuruluşlarını değil, kamusal bilginin doğasını da dönüştürüyor. Algoritmalar, neyin görünür olacağına karar verirken; gazetecilik emeği, görünmez bir maliyet kalemine indirgeniyor. “Okur Google’a bağlı hale geldi” ifadesi, bir alışkanlıktan çok yapısal bir bağımlılığı tarif ediyor. Bu durum, ulusal gelir kaybının ötesinde, kültürel ve demokratik bir erozyonu da beraberinde getiriyor.

Çözüm kapısı ise telif yasasında aralanıyor. Avrupa ve Avustralya örnekleri, dijital platformların haber içeriklerini kullanmaları karşılığında ödeme yapmalarını zorunlu kılan düzenlemelerin mümkün olduğunu gösterdi. Türkiye için güçlü, güncel ve uygulanabilir bir dijital telif rejimi; hem medya sektörünü koruyacak hem de yerli içeriğin ekonomik değerini ülke içinde tutacaktır.

Ancak mesele yalnızca para değildir. Telif yasası, dijital alanda “ben de varım” demenin hukuki ifadesidir. Yerli yayıncıyı güçlendirmek, bağımsız gazeteciliği ayakta tutmak ve okurun bilgiye doğrudan kaynağından ulaşmasını teşvik etmek; ulusal dijital egemenliğin temel taşlarıdır.

Bugün atılacak adımlar, yarının bilgi düzenini belirleyecektir. Aksi hâlde, içerik üreticisi üretmeye devam ederken, değeri başka merkezlerde biriken bir düzen kalıcılaşacaktır. 158 milyar liralık kayıp, telafi edilebilecek bir rakamdır; asıl kayıp, gecikmenin normalleşmesi olur.

Dijital çağda bağımsızlık, yalnızca sınırlarla değil; veriyle, içerikle ve telifle korunur. Türkiye’nin önünde duran soru nettir: İzleyen mi olacağız, yoksa dijital düzenin kurallarını yazanlardan biri mi? Bu sorunun cevabı, bir yasadan çok daha fazlasını şekillendirecektir.

Yorum Gönder