Cennet ve Cehennem Devletin Yetki Alanı Değildir: Adalet, Tarafsızlık ve Vicdan Üzerine Bir Devlet Ahlakı

Cennet ve Cehennem Devletin Yetki Alanı Değildir: Adalet, Tarafsızlık ve Vicdan Üzerine Bir Devlet Ahlakı

Hiçbir dindar devlet adamı sizi cennete sokamaz; hiçbir inancı olmayan devlet adamı da sizi cehenneme mahkûm edemez. Bu cümle, yalnızca bir fikir beyanı değil, siyasal ahlakın ve modern devlet anlayışının özlü bir özetidir. Çünkü cennet ve cehennem, inananlar için ilahi iradenin alanıdır; devlet ise yeryüzüne ait, beşerî bir düzenin adıdır. Bu iki alanın sınırları karıştırıldığında ortaya çıkan şey adalet değil, güçle kutsanmış keyfiliktir.

Devletin asli görevi insanları “iyi” ya da “kötü” olarak sınıflandırmak değildir. Devletin görevi, farklılıklarıyla birlikte var olan toplumu adil bir çatı altında tutmak, hakları güvence altına almak ve herkes için eşit hizmet üretmektir. İnanç, vicdan ve yaşam tarzı ise bireyin en mahrem alanıdır; devlet bu alana girdiği anda tarafsızlığını kaybeder.

Devlet Adamı Kurtarıcı Değildir

Tarih boyunca birçok lider, dini söylemi siyasetin merkezine yerleştirerek kendisini ahlaki bir otorite, hatta bir kurtarıcı gibi sunmuştur. Oysa hiçbir siyasetçi, ne kadar dindar olursa olsun, insanlara uhrevi bir gelecek vaat etme yetkisine sahip değildir. Devlet adamının yetkisi sandıktan gelir; sorumluluğu ise hukuka, anayasaya ve halka karşıdır. İlahi hesapla değil, dünyevi denetimle muhataptır.

Aynı şekilde, bir devlet adamının inançsız olması da onu ahlaksız ya da adaletsiz yapmaz. Ahlak, yalnızca dini referanslarla var olan bir kavram değildir. Hukuk, vicdan, toplumsal sözleşme ve evrensel insan hakları; adaletin en güçlü dayanaklarıdır. İnancı olmayan bir yöneticinin görevi de, inançlı bir yöneticininkiyle aynıdır: Eşit davranmak, ayrım yapmamak, kimseye yaşam tarzı dayatmamak.

Adaletin Ölçüsü: Eşitlik ve Tarafsızlık

Devlet adaleti, kişilerin neye inandığıyla değil, yurttaş olarak sahip oldukları haklarla ilgilenir. Bir ülkede adalet varsa, o adalet camidekini de kapsar, kilisedekini de; inanmayanı da, farklı düşüneni de. Devletin terazisi, ibadetlere ya da ideolojilere göre değil, hukuka göre tartar.

Hizmette ayrımcılık, adaletin en sessiz ama en yıkıcı ihlallerinden biridir. Kamu kaynaklarının, makamların ya da fırsatların belli bir inanç grubuna, kimliğe veya yaşam tarzına göre dağıtılması; toplumu içten içe çürütür. Bu çürüme, yalnızca dışlananları değil, ayrıcalık tanınanları da zehirler. Çünkü ayrıcalık, liyakatin yerini aldığında devlet aklı zayıflar.

İnanca Saygı, İnancı Dayatmamakla Başlar

Gerçek anlamda inanç özgürlüğü, yalnızca ibadet etme hakkını değil, inanmama hakkını da kapsar. Devlet, bir inancı koruduğunu iddia ederken başka bir inancı ya da inançsızlığı baskı altına alıyorsa, aslında hiçbir inancı korumuyordur; yalnızca gücü koruyordur.

Devletin saygısı, mesafesinde saklıdır. Ne kutsalı yönetir, ne vicdanı denetler. İnançlara eşit uzaklıkta durmak, devleti zayıflatmaz; aksine onu güçlü kılar. Çünkü tarafsız devlet, herkesin devleti olur. Kimse kendini “misafir”, “tahammül edilen” ya da “şartlı yurttaş” gibi hissetmez.

İleriye Bakan Bir Devlet Ahlakı

Geleceğin güçlü devletleri, ideolojik ya da dini homojenlikten değil; çoğulculuktan ve adaletten güç alan devletler olacaktır. Farklılıkları tehdit olarak değil, toplumsal zenginlik olarak gören bir anlayış, hem barışı hem de istikrarı kalıcı kılar.

Devlet adamlığı, insanları cennete taşıma iddiası değil; bu dünyada onurlu, güvenli ve adil bir yaşam kurma sorumluluğudur. Yol yapmak, hizmet üretmek, güvenliği sağlamak kadar; kimseyi ötekileştirmemek, kimseye kimliğinden dolayı üstünlük ya da eksiklik atfetmemek de bu sorumluluğun parçasıdır.

Sonuç Yerine

Cennet ve cehennem, inananlar için Allah’ın adaletine aittir. Devletin alanı ise bu dünyadır. Devlet; adaletle, eşitlikle ve saygıyla hükmettiği sürece meşrudur. İnançlı ya da inançsız fark etmez: Bir devlet adamını yücelten şey söylemleri değil, adaleti; kimliğini değil, hakkaniyetidir.

Gerçek devlet, vicdanlara hükmetmez. Gerçek devlet, vicdanların özgürce var olabileceği bir düzen kurar. İşte asıl medeniyet, tam da burada başlar.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski