ORTA DOĞU BARUT FIÇISI: İsrail Ordusu Hamaney’e Savaş Kılıcını Çekti

ORTA DOĞU BARUT FIÇISI: İsrail Ordusu Hamaney’e Savaş Kılıcını Çekti

 

ORTA DOĞU BARUT FIÇISI: İsrail Ordusu Hamaney’e Savaş Kılıcını Çekti

Orta Doğu, tarihin en kırılgan satırlarında yürürken, bir kıvılcımın bile haritayı ateşe vermeye yettiği bir eşiğe yeniden sürükleniyor. İsrail ile İran arasındaki gerilim, artık gölgelerden konuşmuyor; kelimeler sertleşiyor, niyetler çıplaklaşıyor. Tel Aviv’den yükselen tehdit dili ile Tahran’dan yankılanan meydan okuma, bölgenin nabzını tehlikeli bir ritme sokuyor.

Bu çatışma yalnızca iki devletin bilek güreşi değil; bir çağın hesaplaşmasıdır. İsrail, güvenlik doktrinini “önleyici caydırıcılık” üzerine inşa ederken, İran bölgesel nüfuzunu ideolojik süreklilik ve vekil ağlar üzerinden tahkim ediyor. Liderlik düzeyinde kullanılan sembolik dil—“savaş kılıcı” gibi ifadeler—askerî bir emirden çok, psikolojik harp sahnesinin perdesini aralıyor. Ancak Orta Doğu’da semboller, çoğu zaman fiilî sonuçlar doğurur.

İran’ın nükleer programı, İsrail için varoluşsal bir endişe başlığı olmaya devam ediyor. İsrail cephesinde “zaman daralıyor” algısı güçlenirken, İran tarafında “direnç ekseni” söylemi kararlılığın siyasal sermayesi hâline geliyor. Bu ikili denge, yanlış bir hesapla kolayca bozulabilecek kadar hassas. Zira bu coğrafyada savaş, çoğu zaman niyetle değil, yanlış okumayla başlar.

Bölgesel aktörler için tablo daha da karmaşık. Lübnan’dan Yemen’e, Suriye’den Irak’a uzanan hat, olası bir tırmanışta ateşin sıçrama ihtimalini artırıyor. Enerji koridorları, deniz geçitleri ve küresel tedarik zincirleri, bu gerilimin sessiz rehineleri. Büyük güçlerin “itidal” çağrıları ise çoğu zaman sahadaki hızla yarışamıyor.

Diplomasinin sesi kısık, silahların gölgesi uzun. Oysa tarih, Orta Doğu’nun ateşle değil akılla soluk aldığını defalarca gösterdi. Caydırıcılık, diyalogla desteklenmediğinde körleşir; güç, meşruiyetle buluşmadığında yalnızlaşır. Bugün ihtiyaç duyulan şey, sertliğin şiirini yazmak değil, felaketin eşiğinde bir duruş sergileyebilmektir.

Barut fıçısı dolu. Fitil kısa. Ama hâlâ bir tercih var: Kılıçların parıltısında kaybolmak mı, yoksa kelimelerin ağırbaşlılığıyla yolu açmak mı? Orta Doğu’nun geleceği, bu soruya verilecek cevabın yankısında şekillenecek.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski