İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezişkiyan’ın şu cümlesi, yalnızca bir ulaşım sorusunu değil, çağımızın en derin çelişkilerinden birini işaret ediyor:
“Avrupalılar sınırlarını serbestçe geçebiliyorsa, biz neden Pakistan ve İran’dan Mekke, Kerbela ve İstanbul’a trenle seyahat edemiyoruz?”
Bu soru, rayların üzerinde ilerleyen bir tren hayali kadar sade; fakat o hayalin önüne dikilen duvarlar kadar ağırdır.
Avrupa’nın Rayları, Doğu’nun Sınırları
Avrupa’da tren, sadece bir ulaşım aracı değildir. O, siyasi uzlaşının, ekonomik entegrasyonun ve ortak gelecek fikrinin sembolüdür. Schengen hattında trenler durmaz; pasaportlar susar, sınırlar silikleşir. Paris’ten Berlin’e uzanan raylar, yüzyıllık savaşların küllerinden doğmuş bir barış iradesini taşır.
Doğu’da ise trenler sık sık sınırlarda durur. Sadece teknik nedenlerle değil; güvensizlikle, jeopolitik hesaplarla, tarihsel travmalarla durur. Aynı inancı paylaşan, aynı kültürel havzada yoğrulmuş toplumlar arasında bile geçiş zor, yavaş ve kırılgandır.
Mekke, Kerbela, İstanbul: Bir İnanç ve Medeniyet Hattı
Pezişkiyan’ın saydığı şehirler rastgele değildir. Mekke, Kerbela ve İstanbul; İslam dünyasının ruh, hafıza ve medeniyet duraklarıdır. Bu şehirleri birbirine bağlayan bir tren hattı, sadece hacı ya da turist taşımazdı. O hat, parçalanmış bir coğrafyada yeniden bağ kurmanın sembolü olurdu.
Pakistan’dan İran’a, oradan Irak’a ve Türkiye’ye uzanan bir demiryolu;
- İnanç turizmini canlandırırdı,
- Bölgesel ticareti hızlandırırdı,
- Halklar arası teması artırarak önyargıları eritirirdi.
Ama en önemlisi, “birlikte yaşama” fikrini somutlaştırırdı.
Sorun Teknik Değil, Siyasi
Bugün bu hattın önünde duran engeller teknoloji eksikliği değildir. Çin’in, Rusya’nın, hatta Orta Asya’nın zorlu coğrafyalarında dahi trenler çalışabiliyorsa, mesele ray döşemek değil, niyet inşa etmektir.
Asıl engel;
- Bölgesel rekabetler,
- Mezhep ve etnik fay hatları,
- Dış müdahaleler ve yaptırımlar,
- Güvenlik gerekçesi adı altında sürdürülen siyasi kilitlenmelerdir.
Trenler durduğunda kazanan hiçbir halk olmaz; sadece sınırlar güçlenir, yalnızlık derinleşir.
Bir Ulaşım Meselesinden Daha Fazlası
Pezişkiyan’ın çıkışı, aslında sessiz bir itirazdır:
“Neden biz, kendi coğrafyamızda yabancıyız?”
Bu soru, Doğu’nun modern dünyadaki yerini, kendi kaderini belirleme iradesini ve birlikte hareket edebilme kapasitesini sorgular. Avrupa’yı güçlü kılan şey sadece ekonomik birlik değil, ortak hareket edebilme cesaretidir. Doğu’nun eksiği ise kaynak değil; koordinasyon ve güven mimarisidir.
Sonuç: Raylar Döşenirse, Umut da Hareket Eder
Bir tren hattı, tek başına dünyayı değiştirmez. Ama trenin hiç geçmediği topraklarda umut da bekleme salonlarında eskir. Mekke’ye, Kerbela’ya, İstanbul’a uzanan bir demiryolu; geçmişe özlem değil, geleceğe dair bir iddia olurdu.
Pezişkiyan’ın sorusu hâlâ ortada duruyor.
Cevap ise sadece liderlerin değil, bu coğrafyada yaşayan herkesin ortak iradesinde saklı. Çünkü bazı yolculuklar biletle değil, cesaretle başlar.
