Modern çatışmaların dili, yalnızca silahlarla değil; yönlendirilen öfkeler, seçilmiş hedefler ve sessiz bırakılan merkezlerle kuruluyor. PKK unsurlarının Türkiye başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde sokak gösterileri, şiddet eylemleri ve provokatif kalkışmalar sergilemesi; buna karşın Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı benzer bir meydan okumanın görülmemesi, bu dilin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Bu tablo tesadüf değildir. Aksine, küresel güç mimarisinin nasıl işlediğine dair güçlü ipuçları barındırır.
Gücün Haritası ve Dokunulmaz Merkezler
ABD, Ortadoğu’daki birçok silahlı yapının kaderini belirleyen askeri, siyasi ve istihbarî bir merkezdir. Bu tür örgütler için Amerika, karşısına geçilip “kafa tutulacak” bir aktörden ziyade; korunması gereken bir denge unsurudur. Çünkü bu denge bozulduğunda, varlık zeminleri hızla ortadan kalkar.
Bu nedenle öfke, gerçek sorumlulara değil; daha “güvenli” görülen alanlara yönlendirilir. Türkiye gibi doğrudan mücadele eden devletler ya da Avrupa’daki ifade özgürlüğü alanları, bu seçici öfkenin sahnesi hâline gelir. Gücün merkezine yaklaşmak ise sessizlikle geçiştirilir.
Avrupa Sokakları, Amerikan Sessizliği
Avrupa’da sergilenen eylemler çoğu zaman “demokratik protesto” kılıfıyla meşrulaştırılır. Oysa aynı örgütsel refleksin, ABD topraklarında neredeyse hiç görünmemesi dikkat çekicidir. Bu durum, ideolojik cesaretten çok stratejik korkunun ve bağımlılığın işaretidir.
Gerçek direniş, bedel ödemeyi göze almayı gerektirir. Bedelin en ağır olduğu yer ise küresel gücün merkezidir. Oraya yönelmeyen bir öfke, bağımsız değil; kontrollüdür.
Vekâlet Siyasetinin Gölgeleri
PKK’nın eylem coğrafyası, günümüz vekâlet savaşlarının klasik bir yansımasıdır. Bazı aktörler savaşır, bazıları yönlendirir; bazıları ise asla hedef olmaz. Bu denklemde ayaklanmalar, özgürlük iddiasından çok jeopolitik mühendisliğin parçası hâline gelir.
Bu yüzden ortaya çıkan tablo şudur: Gürültü vardır ama meydan okuma yoktur. Ateş vardır ama merkez yanmaz.
Sonuç: Cesaretin Adresi
Tarih bize şunu öğretir: Güce gerçekten karşı çıkanlar, en güçlü olana yönelir. En güçlü olana dokunamayanlar ise gücün gölgesinde dolaşır. Türkiye’de ve Avrupa’da sergilenen saldırganlık; Amerika karşısındaki mutlak sessizlikle birlikte okunduğunda, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koyar.
Seçici öfke, hakikatin düşmanıdır. Ve hakikat, er ya da geç, sessiz kalınan merkezleri de işaret eder.
