Hukukun Sessizliği Bozulurken: Gazze Soykırımına İştirak Suçlaması ve Tarihi Bir Eşik

Hukukun Sessizliği Bozulurken: Gazze Soykırımına İştirak Suçlaması ve Tarihi Bir Eşik

Tarih, bazen tek bir mahkeme kararıyla yön değiştirir. Alışılmış dengeler, yerleşik kabuller ve uzun süredir süren sessizlikler bir anda çatlar. Fransa’da bir mahkemenin, iki Fransız vatandaşı kadın hakkında “Gazze’deki soykırıma iştirak” suçlamasıyla tutuklama emri çıkarması, tam da böyle bir kırılma anına işaret etmektedir.

Bu karar, yalnızca iki ismi—Nili Kupfer-Naouri ve Rachel Tuito—ilgilendiren bireysel bir yargılama süreci değildir. Daha derinde, uluslararası hukukun sınırlarını, sivillerin sorumluluğunu ve insanlığın ortak vicdanını yeniden tanımlayan tarihsel bir eşiği temsil etmektedir.


Soykırım Kavramının Genişleyen Hukuki Ufku

Uluslararası hukukta soykırım, yalnızca fiili katliamlarla sınırlı bir suç olarak tanımlanmaz. 1948 Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre; yardım etmek, teşvik etmek, kolaylaştırmak veya bilerek katkı sunmak da bu suçun kapsamına girebilir.

Fransız mahkemesinin attığı adımın en çarpıcı yönü tam da buradadır:
İlk kez bir ulusal yargı organı, asker ya da devlet yetkilisi olmayan sivillerin, insani yardımı engelleyen faaliyetler yoluyla soykırıma iştirak etmiş olabileceği ihtimalini hukuken ciddiye almıştır.

Bu durum, “tarafsızlık” iddiasıyla yürütülen sivil faaliyetlerin de hukuki denetime tabi olabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.


İnsani Yardımı Engellemek: Pasif Bir Eylem Değil

Gazze’de insani yardımın engellenmesi, basit bir politik tercih ya da sivil protesto olarak değerlendirilemez. Uluslararası insancıl hukuk açısından bu tür eylemler:

  • Sivillerin yaşam hakkını doğrudan tehdit eder,
  • Açlık, hastalık ve kitlesel ölümleri öngörülebilir hale getirir,
  • Soykırım suçunun “bilerek ve isteyerek koşulları ağırlaştırma” unsurunu güçlendirir.

Mahkemenin yaklaşımı, bu gerçeği merkeze almaktadır:
Bir fiil, silah taşımıyor olabilir; ancak sonuçları silah kadar yıkıcıysa, hukuki sorumluluktan kaçamaz.


Evrensel Yargı Yetkisi ve Yeni Bir Dönem

Bu karar aynı zamanda evrensel yargı yetkisi ilkesinin güçlendiğini göstermektedir. Yani suçun işlendiği yerden bağımsız olarak, insanlığa karşı suçlar herhangi bir ülkenin mahkemesi tarafından soruşturulabilir.

Bu ilkenin siviller için de işletilmeye başlanması, küresel ölçekte önemli sonuçlar doğuracaktır:

  • Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri daha yakından incelenecek,
  • “Sorumluluk yalnızca devletindir” anlayışı sorgulanacak,
  • Uluslararası cezasızlık kültürü ilk kez bu denli ciddi biçimde çatırdayacaktır.

Hukuk, Vicdanın Geç Gelen Dili midir?

Gazze’de yaşananlar karşısında uzun süre suskun kalan uluslararası sistem, belki de ilk kez hukuki bir cümle kurmaya başlamaktadır. Bu cümle kusursuz değildir, gecikmiştir; ancak yine de önemlidir. Çünkü hukuk, çoğu zaman vicdanın geç gelen ama kalıcı dilidir.

Fransız mahkemesinin kararı, bir hükümden ziyade bir soru ortaya koymaktadır:

“İnsanlığa karşı işlenen bir suç karşısında, ‘sadece sivilim’ demek yeterli midir?”

Bu sorunun cevabı, yalnızca bu dosyada değil, gelecekte açılacak pek çok davada yankı bulacaktır.


Sonuç: Bir Karar, Bir Kapı

Bu gelişme, Gazze’de akan kanı durdurmaz. Ancak şunu yapar:
Hukuki sorumluluğun sınırlarını genişletir, sessiz kalanları rahatsız eder ve tarihin kaydına yeni bir satır ekler.

Belki de ilk kez, dünya şunu açıkça duymaktadır:
Soykırım yalnızca tetiği çekenlerin değil, bilerek yolu kapatanların, ekmeği engelleyenlerin ve suskunluğu örgütleyenlerin de suçudur.

Ve hukuk, ağır da olsa, bu gerçeğe doğru yürümeye başlamıştır.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski