Nietzsche’den Aliya’ya “İnsan Bitti” Ortaklığı
Tarih boyunca bazı cümleler vardır ki söylendiği anda rahatsız eder, fakat zaman geçtikçe haklılığı büyür. “İnsan bitti” sözü de bu cümlelerdendir. Bu ifade, tek bir yazara ya da tek bir çağa ait değildir. Aksine, farklı coğrafyalarda ve dönemlerde düşünen birçok zihnin, aynı uçuruma işaret eden ortak çığlığıdır.
Bu çığlık, insanın biyolojik sonuna değil; ahlaki, düşünsel ve vicdani çözülüşüne yöneliktir.
Nietzsche: Aşılması Gereken İnsan
Nietzsche, modern insanı “son insan” olarak tanımlar. Bu insan risk almaz, sorgulamaz, yüce idealleri terk etmiştir. Rahatı kutsal, huzuru mutlak hedeftir. Nietzsche’ye göre insan, artık kendini aşma cesaretini kaybettiği anda tükenmeye başlar. Buradaki “bitmişlik”, tembellikten doğan bir çürümedir.
Heidegger: Düşünmeyi Unutan İnsan
Heidegger’in eleştirisi daha sessiz ama daha derindir. Ona göre insan, teknolojiyle birlikte düşünmeyi bıraktı. Her şeyi ölçen, hesaplayan ama anlamı sormayan bir varlığa dönüştü. İnsan artık “var olan”ı değil, yalnızca “işe yarayan”ı görüyor. Bu bakış açısı, insanı özne olmaktan çıkarıp nesneleştiriyor.
Hannah Arendt: Düşünmeyen İnsan Tehlikesi
Arendt’in uyarısı ahlaki bir alarmdır. Kötülük, canavarca bir niyetle değil; düşünmeden yapılan sıradan eylemlerle yayılır. İnsan, yaptığının anlamını sorgulamadığında insanlığını askıya alır. Arendt’e göre en büyük tehlike, kötülük değil; düşünmeyen insandır.
Erich Fromm: Sahip Olan Ama Olmayan İnsan
Fromm, insanın iç dünyasına eğilir. Modern çağda insan “kimim?” sorusunu terk etmiş, “neyim var?” sorusuna teslim olmuştur. Sevgi, inanç, değerler bile tüketim nesnesi hâline gelmiştir. Fromm’a göre bu durum, insanı dışarıdan güçlü ama içeriden boş kılar.
Zygmunt Bauman: Kök Salamayan İnsan
Bauman’ın “akışkan modernlik” kavramı, insanın süreklilik duygusunu kaybetmesini anlatır. İlişkiler geçici, bağlar zayıf, sorumluluklar ertelenebilir hâle gelmiştir. İnsan hareket hâlindedir ama istikametsizdir. Bu yönsüzlük, insanı derin bir güvensizliğe sürükler.
Byung-Chul Han: Kendini Tüketen İnsan
Han’a göre çağımızın insanı baskı altında değil; performans sarhoşudur. Sürekli daha iyi, daha hızlı, daha verimli olmak zorundadır. Bu zorunluluk dışarıdan değil, içeriden gelir. İnsan kendine acımaz. Sonuç: yorgun, tükenmiş, depresif ama hâlâ “başarılı” görünen bir insan tipi.
Aliya İzzetbegoviç: Ahlaksız Medeniyetin İnsanı
Aliya, bütün bu çözülmenin özünü tek kelimeyle açıklar: ahlak. Ona göre bilgi ahlaktan koparsa yıkıcı olur, güç ahlaktan koparsa zalimleşir. İnsan, ahlakını kaybettiğinde teknik olarak ilerler ama insani olarak geriler.
Ortak Payda: İnsan Vazgeçti
Bu düşünürlerin hepsi farklı pencerelerden bakar; fakat aynı manzarayı görür:
- İnsan düşünmekten vazgeçti
- İnsan sorumluluktan kaçtı
- İnsan konforu, hakikatin önüne koydu
İşte bu yüzden “insan bitti” denir.
Yeniden Doğuş Mümkün mü?
Evet. Ama bu doğuş teknolojiyle, hızla, daha fazla üretimle olmayacak.
Yeniden doğuş;
- durmakla,
- düşünmekle,
- utanabilmekle,
- merhameti yeniden ciddiye almakla mümkün.
İnsanlık bir miras değil, her kuşakta yeniden kazanılan bir sınavdır.
Son söz şudur:
İnsan bitmedi.
Ama yeniden insan olmayı seçmezsek, gerçekten bitecek.
