Birini sevmek için nedenlerin varsa, onu sevmiyorsun demektir.”

Birini sevmek için nedenlerin varsa, onu sevmiyorsun demektir.”

 

“Birini sevmek için nedenlerin varsa, onu sevmiyorsun demektir.”

Bu cümle, Slavoj Žižek’in düşünce dünyasından süzülen, ilk bakışta sert ama derinlere indikçe insan ruhunun en kırılgan katmanlarını açığa çıkaran bir hakikati fısıldar. Çünkü modern çağın ilişkileri, çoğu zaman nedenlerin, listelerin ve koşulların üzerine inşa edilir. Oysa sevgi, hesap kitap bilen bir duygu değildir.

Bugünün insanı, sevmenin bile gerekçesini arar. “Onu seviyorum çünkü…” diye başlayan cümleler kurarız. Çünkü o naziktir, çünkü başarılıdır, çünkü bizi mutlu eder. Ancak bu “çünkü”ler, sevginin kendisini değil; sevginin üzerine kondurulmuş şartları anlatır. Ve şartların olduğu yerde, sevgi değil, bir tür sözleşme yaşar.

Žižek’in işaret ettiği kırılma tam da burada başlar: Eğer birini belirli özellikleri nedeniyle seviyorsak, aslında o özellikleri seviyoruzdur; kişiyi değil. Bu durumda sevgi, bir özden çok bir seçime, hatta bir tercihler listesine dönüşür. Tıpkı bir ürün seçer gibi, bir insanı seçmek… Bu, çağımızın en büyük yanılsamalarından biridir.

Gerçek sevgi ise açıklanamaz. Onu tarif etmeye çalıştığınız anda eksilmeye başlar. Çünkü sevgi, aklın sınırlarını aşan bir kabulleniştir. Karşısındakini olduğu gibi, eksikleriyle, çelişkileriyle, hatta bazen anlaşılmazlığıyla kucaklamaktır. Bu yüzden gerçek sevgi, mantıklı değildir; hatta çoğu zaman mantığa aykırıdır.

İnsan, sevdiği kişiyi bir nedenler toplamına indirgediğinde, onu aynı zamanda kaybetmeye de başlar. Çünkü nedenler değişir. Güzellik solar, başarı düşer, davranışlar dönüşür. Eğer sevgi bu değişkenlerin üzerine kuruluysa, o da onlar gibi geçicidir. Oysa sevgi, değişimin ötesinde bir bağlılıksa; işte o zaman kalıcıdır.

Modern ilişkilerin kırılganlığı da buradan doğar. İnsanlar artık birbirlerini değil, birbirlerinde buldukları faydaları sever hale gelmiştir. Birinin hayatımıza kattıkları azaldığında, sevginin de azaldığını sanırız. Oysa belki de en başından beri sevgi değil, bir alışverişin içindeydik.

Žižek’in cümlesi bu yüzden bir uyarıdır: Sevginin doğasını yeniden düşünmemiz gerektiğine dair bir çağrı. Sevmek, bir gerekçeye dayanıyorsa, o gerekçe ortadan kalktığında sevgi de ortadan kalkacaktır. Ama eğer sevgi, gerekçesiz bir varoluşsa, o zaman hiçbir şey onu yok edemez.

Belki de en saf sevgi, açıklayamadığımız sevgidir. “Neden seviyorsun?” sorusuna verilecek en dürüst cevap, çoğu zaman sessizliktir. Çünkü bazı duygular, kelimelere sığmayacak kadar geniştir.

Ve belki de insanın en büyük cesareti, birini hiçbir neden olmadan sevebilmektir. Çünkü bu, kontrolü bırakmak demektir. Güvenceyi terk etmek, bilinmezliğe adım atmak demektir.

Sevgi, bir neden değil; bir hâl meselesidir. Bir seçim değil; bir teslimiyettir. Ve belki de bu yüzden, gerçek sevgi nadirdir.

Çünkü insanlar nedenleri sever. Ama sadece bazıları, gerçekten sever.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski