Önümüzdeki on beş yıl, insanlık tarihinin yalnızca bir devamı değil; bir yeniden tanımlama süreci olacaktır. Emmanuel Macron’un bugün dile getirdiği uyarılar, yarının jeopolitiğini okumak isteyenler için erken bir pusula niteliği taşımaktadır. Çünkü 2030–2040 aralığı, gücün artık tek bir elde değil, çok sayıda merkezde dolaşımda olduğu bir dönemi temsil edecektir.
Bu dönem, “küresel lider” kavramının yerini “küresel denge kurucu” aktörlere bıraktığı bir çağ olacaktır.
Senaryo I: Sert Çok Kutupluluk ve Sürekli Gerilim
İlk ve en riskli senaryoda dünya, ABD, Çin, Rusya ve kısmen Hindistan ekseninde sertleşmiş güç bloklarına ayrılır. İttifaklar kalıcı değil, geçici olur; güven yerine caydırıcılık öne çıkar. Bu düzende krizler çözülmez, yönetilir.
Enerji, gıda ve teknoloji rekabeti derinleşirken; bölgesel savaşlar küresel sistemin “normal” bir parçası hâline gelir. Macron’un “dünyayı paylaşma” uyarısı, bu senaryoda somut bir gerçekliğe dönüşür. Dünya küçülür, risk büyür.
Senaryo II: Kontrollü Çok Merkezlilik
İkinci senaryo, çatışma ile iş birliği arasında kurulan kırılgan bir dengedir. Büyük güçler mutlak hâkimiyet iddiasından vazgeçmez; ancak doğrudan çatışmanın maliyetini de göze alamaz. Bu nedenle diplomasi yeniden değer kazanır, fakat ilkesel değil çıkar odaklı bir diplomasi hâkim olur.
Bu modelde Avrupa, Japonya, Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi orta ölçekli güçler dengeleyici rol üstlenir. Macron’un çağrısı burada yankı bulur; ancak sistem hâlâ kırılgandır. İstikrar vardır, ama derin değildir.
Senaryo III: Katılımcı Küresel Yeniden İnşa
En zor ama en umut verici senaryo budur. Büyük güçler, mutlak kontrolün imkânsızlığını kabul eder. Küresel kurumlar reformdan geçirilir; uluslararası hukuk yeniden işlerlik kazanır. Güç, paylaşılmaz ama sorumlulukla sınırlandırılır.
Bu dünyada liderlik, dayatma değil ikna üretir. Teknoloji, silahlanmanın değil çözümün aracı olur. Macron’un sözleri, bu senaryoda geç kalınmamış bir uyarı olarak hatırlanır.
Hangi Yoldayız?
Bugünün işaretleri, dünyanın ilk iki senaryo arasında salındığını göstermektedir. Ancak tarih, yön değiştirme kabiliyetine sahip olduğunu defalarca kanıtlamıştır. 2030–2040 döneminin kaderi, bugünün kararlarıyla yazılmaktadır.
Macron’un uyarıları bu nedenle yalnızca ABD’ye değil, tüm büyük güçlere yöneliktir:
Dünya artık paylaşılacak bir ganimet değil; birlikte taşınacak bir sorumluluktur.
Son Söz
Gelecek, en güçlü olanın değil; en çok güven verenin etrafında şekillenecektir. Silahların gölgesi kısadır, ama ilkelerin gölgesi uzun düşer. Dünya düzeni, gücün ağırlığıyla değil; aklın ve vicdanın dengesiyle ayakta kalır.
Ve belki de bu çağın en net gerçeği şudur:
Dünyayı bölenler tarihte anılır,
dünyayı bir arada tutanlar ise geleceği kurar.