Küresel siyaset sahnesi, yalnızca güçlerin çatıştığı bir arena değil; aynı zamanda değerlerin, ittifakların ve güvenin sınandığı bir vicdan aynasıdır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, ABD eski Başkanı Donald Trump’ın kendisine yönelik açıklamalarının ardından yaptığı değerlendirmeler de tam olarak bu aynayı insanlığın yüzüne tutmaktadır.
Macron’un sözleri basit bir diplomatik serzenişten ibaret değildir. “Evet ABD, büyük güçsün ama bazı müttefiklerini kaybetmeye başladın” ifadesi, modern dünyanın güç anlayışına yöneltilmiş derin bir sorgudur. Gücün yalnızca askeri kapasiteyle değil, sadakatle, ortak değerlerle ve karşılıklı saygıyla ölçüldüğünü hatırlatan bu cümle, küresel liderliğin erozyona uğradığına dair güçlü bir işarettir.
Büyük Güç Yanılsaması
Macron’un “Dünyayı kendi aranızda paylaşmaya başladınız” sözleri ise daha karanlık bir gerçeğe işaret eder. Bu ifade, 21. yüzyılın çok taraflılık iddiası altında, 19. yüzyılın güç siyasetine geri dönüşünü anlatır. Büyük güçler, haritaları değil belki ama etki alanlarını yeniden çizmekte; küçük ve orta ölçekli ülkeleri ise bu oyunun sessiz figüranları hâline getirmektedir.
Bu yaklaşım, küresel düzenin temel direklerini sarsmaktadır. Uluslararası hukuk, ortak karar mekanizmaları ve ittifak ruhu; yerini tek taraflı kararlara ve güç merkezli diplomasiye bırakmaktadır. Macron’un uyarısı tam da bu noktada anlam kazanır: Güç, paylaşılmadığında yalnızlığa dönüşür.
Müttefiklikten Bağımlılığa
Macron’un eleştirisi, ABD özelinde dile getirilmiş olsa da evrensel bir mesaj taşır. Müttefiklik ilişkilerinin, birer bağlılık zincirine dönüştüğü her düzen, uzun vadede çözülmeye mahkûmdur. Güvenin zedelendiği yerde askeri ittifaklar kâğıt üzerinde kalır; ortaklıklar ise kırılganlaşır.
Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı, bu bağlamda tesadüf değildir. Macron’un sıkça dile getirdiği bu kavram, yalnızca savunma politikalarını değil, aynı zamanda zihinsel bağımsızlığı da kapsar. Çünkü bir dünya düzeni, ancak eşit söz hakkına sahip aktörlerle ayakta kalabilir.
Geleceğe Dair Bir Çağrı
Macron’un açıklamaları, bir meydan okuma değil; bir davettir. Büyük güçlere yöneltilmiş bu çağrı, dünyayı yeniden paylaşma arzusundan vazgeçip, dünyayı birlikte taşıma sorumluluğunu hatırlatma çabasıdır. Aksi hâlde küresel sistem, güçlünün kazandığı ama herkesin kaybettiği bir düzene sürüklenir.
Bugün asıl soru şudur: Güç, hâlâ birleştirici olabilir mi, yoksa yalnızca ayrıştıran bir araç mı hâline gelmiştir? Macron’un sözleri, bu soruya verilen gecikmiş ama gerekli bir uyarı olarak tarihe not düşmektedir.
Ve belki de en çarpıcı gerçek şudur: Büyük olmak, dünyayı yönetmek değil; dünyayı birlikte yaşanabilir kılabilmektir.