Gücün Yeniden Dağıtımı: Macron’un Sözleri ve Küresel Jeopolitiğin Kırılma Noktası

Gücün Yeniden Dağıtımı: Macron’un Sözleri ve Küresel Jeopolitiğin Kırılma Noktası


Uluslararası sistem, uzun süredir sessiz ama derin bir fay hattı üzerinde ilerliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, ABD eski Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına yanıt olarak dile getirdiği sözler, bu fay hattının artık görünür hâle geldiğini göstermektedir. “Evet ABD, büyük güçsün ama bazı müttefiklerini kaybetmeye başladın” ifadesi, yalnızca bir diplomatik uyarı değil; küresel güç mimarisinde yaşanan çözülmenin açık bir teşhisidir.

Macron’un “Dünyayı kendi aranızda paylaşmaya başladınız” cümlesi ise, jeopolitiğin merkezine yerleşen yeni ama tehlikeli bir eğilimi ifşa etmektedir: Büyük güçlerin, çok taraflı düzeni aşındırarak etki alanlarını yeniden tanımlama çabası.

Çok Kutupluluk mu, Güç Blokları mı?

Soğuk Savaş sonrası dönemde vaat edilen çok kutuplu ve dengeli dünya düzeni, bugün yerini sert güç bloklarına bırakmaktadır. ABD, Çin ve Rusya ekseninde şekillenen bu yapı, iş birliğinden ziyade rekabeti beslemektedir. Macron’un eleştirisi, bu rekabetin artık örtülü değil, açık bir paylaşım mantığıyla yürütüldüğünü ima eder.

Bu durum, özellikle Orta Doğu, Doğu Avrupa, Afrika ve Hint-Pasifik gibi kırılgan bölgelerde ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Büyük güçlerin nüfuz mücadelesi, bu coğrafyalarda siyasi istikrarsızlığı derinleştirmekte; yerel aktörlerin iradesi ise giderek ikinci plana itilmektedir.

Müttefiklik Krizi ve Avrupa’nın Yalnızlaşma Korkusu

Macron’un sözleri aynı zamanda Batı ittifak sistemindeki çatlakları da gözler önüne sermektedir. NATO ve transatlantik ilişkiler, artık koşulsuz bir güven zemininde ilerlememektedir. ABD’nin dönemsel olarak içe kapanan ve çıkar merkezli dış politikası, müttefiklerini stratejik belirsizlikle baş başa bırakmaktadır.

Bu tablo, Avrupa’yı yeni arayışlara zorlamaktadır. Stratejik özerklik kavramı, yalnızca askeri kapasiteyle sınırlı değildir; enerji güvenliği, savunma sanayii, dijital egemenlik ve diplomatik bağımsızlık gibi alanları da kapsamaktadır. Macron’un çıkışı, Avrupa’nın jeopolitik özne olma mücadelesinin sözel bir yansımasıdır.

Küresel Düzenin Ahlaki Erozyonu

Jeopolitiğin sertleştiği her dönemde, ahlaki sınırlar bulanıklaşır. Güçlü olanın belirlediği kurallar, uluslararası hukuku işlevsizleştirir. Macron’un uyarısı, tam da bu noktada tarihsel bir anlam kazanır. Dünyanın “paylaşılabilir” bir alan olarak görülmesi, insanlığı geçmişin sömürgeci reflekslerine geri sürükleme riskini taşımaktadır.

Bu yaklaşım, Birleşmiş Milletler gibi küresel kurumların etkisizleşmesine, uluslararası normların seçici biçimde uygulanmasına ve adalet duygusunun aşınmasına yol açmaktadır. Jeopolitik kazançlar kısa vadede güç üretse de uzun vadede meşruiyet kaybını beraberinde getirir.

Sonuç: Güçle Kurulan Dünya, Güvensizlik Üretir

Macron’un açıklamaları, kişisel ya da geçici bir polemik değil; yaklaşan küresel kırılmanın habercisidir. Büyük güçler dünyayı kendi aralarında paylaştıkça, orta ve küçük ölçekli ülkeler savrulmakta; küresel istikrar ise zayıflamaktadır.

Bugün jeopolitiğin temel sorusu şudur: Dünya, güç dengeleriyle mi yoksa ortak akılla mı yönetilecektir? Macron’un sözleri, bu soruya verilmesi gereken cevabın ertelenemeyeceğini hatırlatmaktadır.

Çünkü tarih defalarca göstermiştir ki; güç paylaşılmadığında değil, sınırsızlaştırıldığında tehlikeli hâle gelir.

Yorum Gönder