Negev Çölü’nün sert rüzgârları arasında, Ras Jrabah köyünde zaman ağır ilerliyor. Toprağın dili suskun; fakat orada yaşayan insanların hikâyesi yüksek sesle konuşuyor. Beş yüzü aşkın Filistinli Bedevi, bir kasabanın genişleme planlarının gölgesinde, yurt bildikleri topraklardan sökülüp atılma tehdidiyle karşı karşıya. Önlerinde kesin bir takvim var: 10 Şubat. O güne kadar evlerini söküp gitmeleri isteniyor.
Bu, yalnızca bir tahliye kararı değil; bir yaşam biçiminin, bir hafızanın ve kuşaklar boyunca taşınan aidiyetin kırılma anı.
Çölün Ortasında Kurulan Hayat
Ras Jrabah, Negev Çölü’nün kalbinde, Bedevi kültürünün zamana direnen izlerini taşıyor. Bu topluluklar için ev, beton duvarlardan ibaret değil; çadırların, mütevazı yapıların ve açık ufukların bir araya geldiği bir bütün. Hayvancılıkla, toprağın ritmiyle ve göçebe geleneğin modern hayata uyarlanmış hâliyle varlıklarını sürdürüyorlar.
Ancak bu yaşam, uzun süredir resmî statüden yoksun bırakılmış durumda. İsrail makamları tarafından “tanınmayan köy” olarak kabul edilen Ras Jrabah, temel altyapı hizmetlerinden mahrum; buna rağmen sakinleri, var olma mücadelesini sürdürmeye devam ediyor.
Genişleme Planları ve İnsan Bedeli
Tahliye kararının ardında, yakındaki bir İsrail kasabasının genişletilmesi hedefi bulunuyor. Kâğıt üzerinde bu, kentsel gelişim ve planlama meselesi olarak sunuluyor. Sahada ise sonuç çok daha somut ve acı: yüzlerce insanın evsiz kalma riski, parçalanan aile düzenleri ve belirsiz bir gelecek.
Bedevi aileler, kendilerine sunulan alternatif yerleşim alanlarının kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamadığını dile getiriyor. Birçokları için bu alanlar, hayvancılık yapmaya elverişli değil; topluluk bağlarını zayıflatıyor ve geleneksel yaşamı fiilen imkânsız hâle getiriyor.
Hukuk, Direniş ve Sessiz Çığlık
Ras Jrabah sakinleri, yıllardır hukuki mücadele yürütüyor. İnsan hakları savunucuları, bu tür tahliyelerin uluslararası hukuk ve azınlık hakları açısından ciddi soru işaretleri barındırdığını vurguluyor. Buna rağmen kararlar çoğu zaman, sahadaki insani sonuçlar dikkate alınmadan uygulanıyor.
Çölün ortasında yükselen bu sessiz çığlık, yalnızca Filistinli Bedevilerin değil, mekânla kurulan kadim ilişkinin de çığlığı. Modern şehir planlarıyla geleneksel yaşam biçimleri arasındaki bu çatışma, Negev’de tekrar tekrar yaşanıyor.
10 Şubat’tan Sonra Ne Olacak?
Takvim ilerliyor. 10 Şubat, Ras Jrabah için bir son mu, yoksa başka bir mücadelenin başlangıcı mı olacak, henüz bilinmiyor. Ancak kesin olan şu: Bu tahliye, bir kasabanın genişlemesinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu, kimin toprak üzerinde söz sahibi olduğu, kimin hikâyesinin görünür kabul edildiği sorusunu yeniden ve sert biçimde gündeme taşıyor.
Çöl her şeyi yutar derler. Ama bazen, adaletsizliğin izleri kumun altında kaybolmaz; aksine, rüzgâr estikçe daha da belirginleşir. Ras Jrabah’ın hikâyesi de tam olarak böyle—sessiz, derin ve görmezden gelindikçe büyüyen bir hakikat.