Gazze’nin Duvarları: Bir Un Çuvalına Sığdırılamayan Özgürlük
Gazze bugün insanlık vicdanının sınandığı bir mekân. Dünyanın gözleri önünde açlık, yokluk ve yıkımın en ağır biçimiyle yüzleşiyor. Ancak asıl mesele, Gazze halkının bir çuval un ya da bir koli gıda yardımına ihtiyaç duyması değil. Onların ihtiyacı, nefes alabildikleri, özgürce dolaşabildikleri, yaşama hakkını koruyabildikleri bir hayattır.
Bir düşünelim: Bir şehrin çocukları, anneleri ve yaşlıları, her gün gökyüzüne korkuyla bakıyorsa, bunun çözümü sadece yardım kamyonlarının geçici yükleri olamaz. İnsanlar unla karnını doyurabilir, ama özgürlüğe susamış bir halkı doyuracak tek şey, onu esir eden zincirlerin kırılmasıdır.
Gazze, modern dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüştürülmüş durumda. Tel örgüler, beton duvarlar, kontrol noktaları… İnsanlığın tüm değerlerini ezen bu yapılar, aslında yardımlardan çok daha temel bir ihtiyacı işaret ediyor: Yaşama hakkı ve onur.
Bugün Gazze’ye uzanan her yardım eli değerlidir, ancak bu elin taşıdığı çuval, sadece açlığın ertelenmesine hizmet eder. Oysa açlık, özgürlüğün yokluğundan beslenir. Bir halk, kendi toprağında kendi üretimini yapamadığında, kendi suyunu, kendi ekmeğini, kendi geleceğini yaratamadığında, yardımlar yalnızca bir avuntudan ibarettir.
Gerçek çözüm; gıda konvoyları değil, özgürlüğün yollarını açmaktır. Gazze’yi saran bu görünmez duvarlar yıkılmadıkça, her yardım paketi, büyük acının üstünü örten geçici bir örtüden başka bir şey olmayacaktır.
Un çuvalları dağıtmak kolaydır, ama hapishanenin kapısını açmak cesaret ister. Cesaret, insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü Gazze’nin ihtiyacı olan şey bir parça ekmekten çok, bir parça özgürlüktür.