İsrail’in Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırıları,

İsrail’in Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırıları,

 

Ortadoğu’nun göğünde yeniden ağır bir fırtına birikiyor; her kıvılcımın başka bir ateşi uyandırdığı, her gölgenin daha büyük bir karanlığın habercisi olduğu bir dönemin eşiğindeyiz. İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının tırmanması ve Lübnan sınırında bir yılı aşkın süredir kırılgan biçimde duran ateşkesin gölgesinde yürütülen bombardımanlar, bölge halklarının yüreğine yeniden savaşın buz gibi nefesini üflüyor. Bu gerilim, yalnızca askeri hesapların değil, coğrafyanın kaderine sinen derin bir belirsizliğin de göstergesi.

Suriye’de yaralı bir ülkenin öfkesi ve acısı

Güney Suriye’de cuma günü düzenlenen ve en az 13 insanın, aralarında çocukların da bulunduğu sivillerin ölümüne yol açan saldırı, sadece yeni bir çatışma anı değil; toplum hafızasında yıllardır biriken acının yeni bir halkası oldu. Sığınaklara, harabelere, boş sokaklara sinmiş olan yorgun sessizlik, bu saldırıyla yeniden kırıldı. Halkın sokaklara dökülüp öfkesini haykırması bu yüzden bir politik tepkinin ötesindedir; bu, bir halkın “artık yeter” diyen ortak vicdanının sesidir.

Suriye uzun süredir kendi iç savaşının yaralarını sarmaya çalışırken, dış müdahalelerin ve bölgesel güç dengelerinin içine sıkışmış durumda. Her yeni saldırı, toparlanmaya çalışan toplum dokusuna yeni bir yarık açıyor. Bu saldırıların çoğu zaman “güvenlik kaygıları” üzerine inşa edilen söylemlerle gerekçelendirilmesi ise sivillerin yaşadığı travmayı daha da derinleştiriyor.

Lübnan sınırında kırılgan bir ateşkesin çöküşü

Lübnan, hafızasında savaşın ağır izlerini taşıyan bir ülke. Güney sınırında bir yılı aşan ateşkes, Lübnan halkı için kırılgan da olsa nefes almaya imkân tanıyan bir dönem yaratmıştı. Ancak İsrail’in son günlerde bu hatta yeniden yoğunlaştırdığı bombardıman, bölgeyi tekrar tehlikeli bir eşikten geçiriyor.

Lübnan’da toplumun büyük bölümü, olası bir çatışmanın sadece sınır bölgelerini değil, tüm ülkeyi ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan daha da derin bir krize sürükleyeceğini biliyor. Zira ülke, modern tarihinin en ağır ekonomik çöküşlerinden birinin içinden geçiyor. Böyle bir dönemde savaş, yalnızca sınır hattında bir cephe değil; insanların hayatında yeni bir yıkım zinciri olur.

Bölgesel kırılmanın eşiğinde: Daha geniş bir savaş mı?

İsrail’in Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırıları, tekil bir askeri operasyon zincirinden çok daha fazlasını temsil ediyor. Bu eylemler, İran’ın bölgedeki etkisi, Hizbullah’ın askeri varlığı, Suriye’deki otorite boşlukları ve Gazze savaşıyla bağlantılı dinamiklerin iç içe geçmesiyle daha karmaşık bir tabloya dönüşüyor.

Ortadoğu’nun siyasi haritasında hiçbir çatışma diğerinden bağımsız değildir. Her saldırı, başka bir cephede yeni bir hesaplaşmanın zeminini hazırlar. Bu nedenle birçok analist, bölgenin giderek daha geniş çaplı bir savaş ihtimaline doğru sürüklendiğini dile getiriyor. Böyle bir senaryo, sadece devletlerin değil; milyonlarca insanın kaderini etkileyecek derin bir dönüşüm anlamına gelir.

Uluslararası toplumun suskunluğu

Bu gerilim hattı büyürken uluslararası toplumun sessizliği, adeta gergin bir teline dokunulmamış bir saz gibi asılı duruyor. Herkes savaşın büyümesinden endişe ediyor, ancak bu endişe somut bir diplomatik çabaya dönüşmüyor. Oysa bölgenin geleceği, yalnızca askeri operasyonların değil, bu operasyonları durduracak iradenin var olup olmamasında gizli.

Barış, bu topraklarda çoğu zaman uzak bir hayal gibi görülüyor. Fakat yine de her çocuk çığlığı, her yıkıntı, her gözyaşı insanlığa aynı mesajı veriyor: Gecenin en karanlık anında bile barış için uzatılacak bir el, bir söz, bir adım mümkündür.

Sonuç: Gölgesini büyüten çatışma

Suriye’de yas, Lübnan’da kaygı, İsrail’de gerilim artıyor. Fakat en çok kaybeden, savaşın hiçbir safında yer almayan sıradan insanlar oluyor. Onlar için toprağın altındaki moloz, gökyüzündeki uçak sesi ve geceleri saran belirsizlik aynı korkunun farklı yüzleri.

Ortadoğu bugün yine bir kavşağın üzerinde duruyor. Bir tarafta sonsuza dek sürebilecek bir çatışma döngüsü, diğer tarafta ise cesaretle örülmüş bir barış arayışı… Hangi yolun seçileceği, sadece bölgeyi değil, dünyanın geri kalanını da derinden etkileyecek.

Ve bu seçim, şimdi her zamankinden daha fazla sorumluluk, daha fazla akıl ve daha fazla insanlık talep ediyor. TRT WORLD 

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski