Diplomatik Gerilimde Yeni Eşik: İsrail’den Türkiye’ye Açık “Düşman” İthamı

Diplomatik Gerilimde Yeni Eşik: İsrail’den Türkiye’ye Açık “Düşman” İthamı

Uluslararası diplomasinin dili çoğu zaman ölçülüdür; kelimeler tartılarak seçilir, imalar açık ifadelerin önüne geçer. Ancak İsrail’in New York Başkonsolosu Ofir Akunis’in bir televizyon programında sarf ettiği sözler, bu geleneğin dışına taşan sertlikteydi. Akunis’in, Tel Aviv’in Suriye ve Gazze’ye yönelik stratejilerini anlatırken “Türkiye İsrail’in düşmanıdır” ifadesini kullanması, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel dengeler bakımından da dikkat çekici bir kırılma anı olarak kayda geçti.

Bu açıklama, uzun süredir inişli çıkışlı bir seyir izleyen Türkiye–İsrail ilişkilerinde yeni ve daha sert bir söylem evresine girildiğini gösteriyor. Diplomatik kanallar zaman zaman açık tutulsa da, özellikle Gazze’de yaşanan insani kriz ve Suriye sahasındaki güç mücadelesi, iki ülkenin stratejik önceliklerini giderek daha fazla karşı karşıya getiriyor.

Türkiye, son yıllarda Filistin meselesinde yüksek sesle konuşan, Gazze’deki sivil kayıpları uluslararası platformlarda gündeme taşıyan ve bölgesel diplomaside arabulucu rolünü önceleyen bir aktör olarak öne çıkıyor. İsrail cephesinde ise bu tutum, yalnızca eleştirel bir duruş olarak değil, doğrudan güvenlik ve çıkar algılarına meydan okuyan bir pozisyon şeklinde okunuyor. Akunis’in açıklamaları, işte bu algının açık ve filtresiz bir yansıması niteliğinde.

Suriye ve Gazze vurgusu ise tesadüf değil. İsrail, Suriye’de güvenliğini tehdit ettiğini düşündüğü unsurlara yönelik operasyonlarını sürdürürken, Gazze’de ise askeri stratejilerini sertleştiriyor. Türkiye’nin bu iki başlıkta da uluslararası hukuku ve sivillerin korunmasını merkeze alan söylemi, Tel Aviv’in politikalarıyla keskin bir karşıtlık oluşturuyor. Akunis’in sözleri, bu karşıtlığın artık diplomatik nezaket perdesi arkasına saklanmadığını gösteriyor.

Bu tür açıklamaların en riskli yönü, yalnızca mevcut gerilimi tırmandırmakla kalmaması, aynı zamanda gelecekte kurulabilecek diyalog zeminlerini de aşındırmasıdır. “Düşman” kavramı, diplomaside geri dönüşü zor psikolojik eşikler yaratır. Bu eşik aşıldığında, sorunlar çözülmesi gereken dosyalar olmaktan çıkar, kimlik ve varoluş tartışmalarına dönüşür.

Türkiye açısından bakıldığında ise bu söylem, Ankara’nın bölgesel politikalarının ne denli etkili ve rahatsız edici bulunduğunu da ortaya koyuyor. Türkiye, askeri ve diplomatik kapasitesiyle artık yalnızca izleyen değil, oyunun seyrini etkileyen bir aktör konumunda. Bu durum, bölgedeki her hamlenin daha sert tepkilerle karşılık bulmasına da zemin hazırlıyor.

Sonuç olarak Akunis’in açıklamaları, tek bir televizyon programında söylenmiş sözlerin ötesinde anlamlar taşıyor. Bu çıkış, Orta Doğu’da gerilimin söylem düzeyinde dahi ne kadar yükseldiğini ve diplomasinin yerini giderek daha çıplak güç diline bıraktığını gösteriyor. Önümüzdeki süreçte asıl soru şu olacak: Bu sert söylem kalıcı bir kopuşun habercisi mi, yoksa kontrollü gerilimin bir parçası mı? Cevap, yalnızca Tel Aviv ve Ankara’nın değil, bölgenin geleceğini de şekillendirecek.

TÜRKİYE GAZETESİ 

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski