İçeriden Esen Rüzgâr: NİLİ Casusluk Ağı ve Osmanlı’nın Filistin Cephesi’ndeki Karanlık Gölgeler

İçeriden Esen Rüzgâr: NİLİ Casusluk Ağı ve Osmanlı’nın Filistin Cephesi’ndeki Karanlık Gölgeler

 

İçeriden Esen Rüzgâr: NİLİ Casusluk Ağı ve Osmanlı’nın Filistin Cephesi’ndeki Karanlık Gölgeler

Birinci Dünya Savaşı’nın yakıcı yıllarında Filistin cephesinin ufkunda top sesleri kadar görünmeyen bir fısıltı da yankılanıyordu. O fısıltı, Osmanlı ordusu için dışarıdan değil, içeriden yükselen bir tehdidin habercisiydi.
Adı dört İbranice kelimenin baş harfinden doğmuştu: “Netzah Yisrael Lo Yeshaker” — “İsrail’in sonsuzluğu yalan söylemez.”
Tarih, bu örgütü tek kelimeyle anacaktı: NİLİ.

Bu ağın mimarı, savaşın gürültüsünden uzakta, toprağın sırrını çözen bir bilim insanıydı: Aaron Aaronsohn. Botanikçi kimliği ona toprakla konuşmayı öğretmişti; kader ise ondan çok daha fazlasını talep etti. Ne var ki NİLİ’nin yüreği ve nabzı, onun cesur kız kardeşinde atıyordu: Sarah Aaronsohn. Kudüs’ün rüzgârı, genç bir kadının varlığını tarihin isimsiz gölgelerinden söküp alacaktı.


Gizli Bir Savaşın Görünmez Silahları

NİLİ ajanları, savaşın çamurla karışık gerçekliğini değil, bilginin keskinliğini silah seçtiler.
Denize bırakılan şişeler, gecenin karanlığına karışan posta güvercinleri, kıyıya asılan masum görünen çamaşırlar… Hepsi, Osmanlı ordusunun kalbine yönelmiş sessiz bir hançerdi. İngiliz donanması Atlit kıyılarında geceleri belirdi; dalgalar içinde kaybolan küçük sandallar, ajanları ve gizli raporları karanlığın içine taşıdı.

Casuslar, otellerde subaylarla sohbet ederken bile savaşın kaderini şekillendiren gizli köprüler kuruyorlardı. Bu köprülerden geçen her bilgi, Filistin cephesinin geleceğini değiştiren bir adım hâline geliyordu.


Osmanlı İstihbaratının Uyanışı

Tehlikenin kokusu nihayet duyuldu.
Osmanlı yönetimi Filistin’de sıkıyönetim ilan etti. İhanetin köklerini sökmek için her sokak, her adım bir gözetim alanına dönüştü.
Sadık Arap ajanların fedakârlığı ve yerel halkın desteğiyle NİLİ’nin gölgeleri birer birer aydınlığa çekilmeye başladı. Yakalanan isimlerin itirafları, örgütün damarlarını açığa çıkardı.

Fakat bu karanlık oyunun en dramatik anı, Sarah’ın kendi kaderine yazdığı son cümle oldu. Yakalanmadan önce, Tetiği çekti , kendini öldürdü..

NİLİ’nin kilit isimlerinin çoğu idam edildi; Filistin sokaklarında bir devrin gölgeleri ağır ağır dağıldı.


Bir Zaferin Sahipsiz Mimarları

Sarah’ın cehennemle ödenmiş bilgileri, İngiliz General Edmund Allenby’nin önünü açtı.
Ordusuna hep şu sözle güç verdi:
“Asıl zaferi kazananlar, görünmeyenlerdir.”

Kudüs düştüğünde, İngiliz subayları zaferin gerçek kahramanının artık yaşamayan bir kadın olduğunu mırıldandı.
Bir tarafta İsrail’de ulusal bir destan,
diğer tarafta Osmanlı tarihinde ihanetin kanlı hatırası

İki toplum, aynı hikâyeyi birbirine zıt duygularla taşırken, savaşın ahlaki labirenti yeniden soruldu:

İhanet midir bu?
Yoksa ulusun geleceğine duyulan sadakatin en keskin hâli mi?


Tarihin Sessiz Tanıklığı

NİLİ, savaşın topla tüfekle değil, bilginin görülemeyen oklarıyla da kazanıldığını kanıtladı.
Filistin cephesinin sıcak kumlarına kazınan bu hikâye, devletlerin kaderini değiştiren görünmez savaşçıları hatırlattı; cesaretle ihanet arasındaki ince çizgide yürüyenleri…

Ve bugün tarih bize hâlâ şu gerçeği fısıldıyor:
Her devlet, sınırlarını dışarıdan kuşatan ordular kadar, içeriden esen bir rüzgâra da dikkat kesilmelidir.
Çünkü bazı zaferler, bazı yıkımlar, toprak altında sessizce büyüyen kökler gibi, fark edilmeden yol alır.

Sarah’ın son bakışı, hâlâ Filistin’in rüzgârlarında dolaşır:
Bir ulusun geleceğine adanmış bir hayat mıydı?
Yoksa Osmanlı için hiç dinmeyen bir ihanete açılmış kapı mı?

Cevap, tarihin insafına emanet. GZT 👈

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski