Türkiye’nin Vicdanı: Gazze’de Umudun Nabzını Tutan Bir El
Gazze’nin göğü aylarca dumanlarla karardı; çocukların çığlıkları, evlerin sessiz enkazına gömüldü. Savaşın yıkıcı adımları ilerledikçe, dünyanın vicdanı da bir sınavdan geçti. İşte o noktada Türkiye, tarihten devraldığı insani sorumlulukla duyulmayan sesin yankısı oldu.
Ankara, savaşın başladığı ilk andan itibaren yalnızca söz söylemekle yetinmedi; Gazze’nin nefes borularını açık tutmak için somut bir insani köprü kurdu. Binlerce ton gıda, ilaç, tıbbi cihaz ve acil yardım malzemesi; Akdeniz’in dalgalarını aşıp, yorgun kalplere umut taşıdı. Sahra hastaneleriyle yaraların sessiz çığlığına merhem sürülürken, doktorlar yaşamın elinden kaçan her bir nefesi geri kazanmaya çalıştı.
Fakat Türkiye’nin rolü sadece insani yardım gemilerinin taşıdığı yükle sınırlı değildi. Diplomasi masalarında da en yüksek ve en güçlü sesi Gazze halkının temsilcisi gibi yükseldi. Ankara, ateşkesin sağlanması için yoğun temaslar yürüttü; diyalog kanallarını açık tutarak, kaybolmaya yüz tutmuş barış ihtimaline yeniden can verdi.
Bu çabaların ardında, jeopolitik hesapların değil; insanın kutsal değerinin yer aldığı açıkça görüldü. Türkiye, uluslararası sistemin çoğu zaman duyarsız kaldığı anlarda dahi, mazlumun yanında olmayı seçti. Bu tercih, sadece politik bir duruş değil; medeniyetimizin asırlardır savunduğu merhamet ve adalet ruhunun günümüze yansımasıdır.
Gazze, bugün hâlâ küllerinden doğmaya çalışan bir şehir. Ama her enkazın altında saklı kalan küçük bir umut ışığı varsa, bu ışığı çoğaltan ellerden biri hiç şüphesiz Türkiye’nindir. Dünyanın karanlık bölgelerine uzanan bu el, sadece yardım değil; aynı zamanda bir vicdan çağrısı taşımaktadır:
Sessizliğin suç ortaklığına dönüşmemesi için konuşmak, acıyı paylaşıp iyileştirmek…
Ve insanlığın, insan kalabilmesi için:
Gazze’yi unutmamak.
