Mohammed Ahmad Abu Bayd’in hayatı, tek bir anda ikiye ayrıldı. Biri 2014’ten önce, diğeri ise sonrasında… Gazze’nin Şucaiyye semtinde yaşayan genç bir Filistinli atlet olarak, bedeninin bir parçasını savaşta kaybetti; fakat iradesini, umudunu ve insan onurunu kaybetmedi.
2014’teki savaş sırasında bacağını yitirdiğinde, bu kayıp yalnızca fiziksel değildi. O an, bir hayatın kapanışı gibi görünüyordu. Ancak Mohammed için spor, bir kaçış değil; bir yeniden doğuş alanı oldu. Protezle attığı ilk adım, aslında hayata karşı atılmış sessiz ama kararlı bir meydan okumaydı. Koşmak, onun için sadece bir spor değil; var olduğunu, hâlâ ayakta olduğunu dünyaya ilan etmenin bir yoluydu.
Zamanla spor, Mohammed’in yaralarını saran bir dile dönüştü. Engelleri aşmanın mümkün olduğunu kendi bedeninde kanıtladı. Gençlere ilham verdi, “eksiklik” kavramının bedenle değil, vazgeçişle ilgili olduğunu gösterdi. Hayatı yeniden inşa etmeyi başarmıştı; ta ki Ekim 2023’e kadar.
Ekim 2023 sonrası Gazze’de hayat, yalnızca zorlaşmadı; neredeyse askıya alındı. Altyapının çökmesi, sağlık hizmetlerinin kesintiye uğraması, spor alanlarının yok olması ve sürekli bir güvensizlik hâli, Mohammed’in ikinci hayatını da kuşatma altına aldı. Spor artık sadece bir mücadele değil, lüks hâline geldi. Protezine erişim zorlaştı, antrenman imkânları ortadan kalktı, psikolojik yük katlanarak arttı.
“Hayatım iki hayata bölündü” derken, Mohammed yalnızca geçmişi ve bugünü ayırmıyor. Aynı zamanda umut ile belirsizlik, direnç ile yorgunluk arasındaki ince çizgiyi tarif ediyor. Bir zamanlar sporla ayağa kalkan bir beden, şimdi hayatta kalmak için yeniden mücadele ediyor.
Mohammed Ahmad Abu Bayd’in hikâyesi, bireysel bir trajedinin ötesinde, Gazze’de engelli bireylerin ve sporcuların yaşadığı yapısal kırılganlığın da aynasıdır. Savaş, sadece hayatları değil; iyileşme ihtimallerini, geleceğe dair planları ve insanın kendini yeniden kurma çabasını da hedef alıyor.
Yine de Mohammed’in hikâyesinde silinmeyen bir satır var: Direnç. Sporun ona öğrettiği şey, her düşüşün bir son olmadığıdır. Belki bugün koşmak daha zor, belki umut daha kırılgan… Ancak onun sessiz kararlılığı, hâlâ ayakta kalan bir insanlık çağrısıdır.
Bu hikâye, sadece Gazze’den değil; insan ruhunun sınır tanımaz gücünden yükselen evrensel bir sestir.
