Amerikan demokrasisinin vitrini olarak sunulan meydanlarda, son günlerde derin bir çatlak belirdi. Minneapolis’te gerçekleşen genel grev ve Donald Trump’a karşı düzenlenen kitlesel yürüyüş, yalnızca bir protesto değil; bastırılmaya çalışılan toplumsal bir hafızanın yeniden yüzeye çıkışıdır. ABD ana akım medyasının görmezden geldiği bu eylemlerde, sokaklara yansıyan kalabalıklar, anlatılan resmi hikâyenin eksik olduğunu açıkça göstermektedir.
Genel Grev: Ekonomik Adaletsizliğe Karşı Kolektif Bir İtiraz
Minneapolis’teki genel grev, klasik bir sendikal eylemin ötesine geçerek, sistemsel eşitsizliklere karşı ortak bir duruşa dönüştü. İşçiler, öğrenciler, sağlık çalışanları ve sivil toplum temsilcileri; farklı kimlikler altında ama ortak bir talepte buluştu: Adaletli bir ekonomik düzen ve hesap verebilir bir siyasi yapı.
Bu grev, Amerika’da uzun süredir bastırılan sınıfsal gerilimin görünür hale geldiği nadir anlardan biri olarak kayda geçmiştir. Sessizce büyüyen hoşnutsuzluk, bu kez sokaklarda yankı bulmuş; emeğin sesi, kurumsal söylemlerin gürültüsünü aşmayı başarmıştır.
Trump Karşıtı Yürüyüşler ve Derinleşen Toplumsal Fay Hatları
Protestoların merkezinde yalnızca bir isim yoktur. Trump, bu yürüyüşlerde bir figürden çok bir sembol olarak yer almaktadır. Katılımcılar, Trump’ı; otoriterleşen dilin, kutuplaştırıcı siyasetin ve demokrasiyi aşındıran anlayışın temsili olarak görmektedir.
Minneapolis sokaklarında yükselen sloganlar, ABD toplumunda derinleşen fay hatlarını gözler önüne sermektedir. Irksal adaletsizlik, gelir uçurumu, polis şiddeti ve demokratik kurumlara duyulan güvensizlik, bu yürüyüşlerde tek bir nehir gibi birleşmiştir.
Medya Sessizliği: Sansür mü, Seçici Körlük mü?
Belki de en çarpıcı olan, bu büyük katılımlı eylemlerin ABD ana akım medyasında sınırlı ya da çarpıtılmış biçimde yer bulmasıdır. Helikopter görüntülerinin, kalabalık planlarının ve sahadan gelen tanıklıkların sosyal medyada dolaşıma girmesi, anlatılmak istenmeyen bir gerçeği görünür kılmıştır.
Bu durum, modern demokrasilerde medyanın rolüne dair ciddi soruları beraberinde getirmektedir. Haber değeri taşıyan bir kitlesel hareketin yok sayılması, yalnızca gazetecilik etiği açısından değil; demokratik şeffaflık açısından da alarm verici bir tablodur.
Amerika’nın Aynası: Minneapolis
Minneapolis bugün yalnızca bir şehir değil; Amerika’nın kendisiyle yüzleştiği bir aynadır. Sokaklara çıkan kalabalıklar, sistemin dışına itilmiş kesimlerin değil, giderek genişleyen bir toplumsal kesitin sesi olduğunu göstermektedir. Bu nedenle yaşananlar, geçici bir öfke patlaması olarak değil; uzun vadeli bir toplumsal dönüşümün işareti olarak okunmalıdır.
Sonuç: Görülmeyen Kalabalıklar Tarih Yazar
Tarih, çoğu zaman kameraların çevrildiği yerlerde değil; bilinçli olarak karartılan alanlarda yazılır. Minneapolis’teki genel grev ve Trump karşıtı protestolar, medyanın sessizliğine rağmen kendi kaydını tutmaktadır. Görülmeyen kalabalıklar, bastırılan talepler ve sansürlenen görüntüler, geleceğin siyasi hafızasında güçlü bir yer edinecektir.
Çünkü hakikat, eninde sonunda yolunu bulur. Ve bazen, en yüksek ses; görmezden gelinendir.
