Bazen hakikat, büyük raporlardan ya da siyasi nutuklardan değil; bir yolculuğun sonunda söylenen sade bir cümleden doğar. Türkiye’de tatil yapan yabancı bir çiftin şu sözleri tam da böyle bir hakikati fısıldıyor:
“Eğer bugüne kadar dünyayı dolaşırken tanıdığımız insanları bir iyilik sırasına dizecek olsaydık, Türkiye ilk sırayı alır.”
Bu cümle, yalnızca kişisel bir deneyimin ifadesi değil; aynı zamanda yıllardır Batı merkezli anlatılarla örülen önyargı duvarlarına atılmış sessiz ama etkili bir itirazdır.
Algılarla Gerçekler Arasında Türkiye
Batı medyasında Türkiye çoğu zaman krizlerle, gerilimlerle ya da siyasal tartışmalarla anılır. Oysa bu anlatılar, sokakta karşılaşılan insanı, paylaşılan ekmeği, uzatılan bir bardak çayı nadiren görür. Turist çiftin tanıklığı, tam da bu görünmeyen alanı aydınlatmaktadır.
Türkiye, misafirperverliği bir kültür unsuru değil, bir refleks olarak yaşayan nadir coğrafyalardan biridir. Yabancı olmak, burada bir mesafe değil; çoğu zaman bir yakınlık sebebidir. Yolunu kaybeden bir turistin elinden tutan esnaf, dili yetmeyene gözleriyle anlatan yaşlı bir teyze, tanımadığı insanı sofrasına buyur eden bir aile… Bunlar istisna değil, gündelik hayatın sessiz ritmidir.
İyiliğin Jeopolitiği Olur mu?
Batı dünyasında iyilik çoğu zaman kurumsal, planlı ve mesafelidir. Oysa Anadolu’da iyilik, çoğu zaman plansızdır; hesabı tutulmaz, karşılığı beklenmez. Bu nedenle turist çiftin sözleri, yalnızca duygusal bir övgü değil, kültürel bir tespittir.
Türkiye’de insan ilişkileri hâlâ sıcak, doğrudan ve samimidir. Modern dünyanın hızla kaybettiği bu insani bağ, dışarıdan gelenler için şaşırtıcı, hatta sarsıcı bir deneyime dönüşmektedir. Çünkü burada iyilik, bir imaj çalışması değil; hayatın doğal akışıdır.
Batı’nın Yalanları ve Sessiz Tanıklıklar
“Batı’nın yalanları” ifadesi, çoğu zaman kasıtlı bir çarpıtmayı değil; seçici bir körlüğü işaret eder. Türkiye’yi yalnızca sorunlarıyla anlatan bir bakış, insanını görmezden gelerek en temel gerçeği ıskalar. Turist çiftin tanıklığı ise bu körlüğe karşı sessiz ama güçlü bir karşı anlatı sunmaktadır.
Bu tür deneyimler bize şunu hatırlatır: Bir ülkeyi anlamanın en doğru yolu, haritalara ya da manşetlere değil; insanlarına bakmaktır. Ve Türkiye, bu bakışa her zaman güçlü bir cevap verir.
Sonuç: Hakikat, Yolculukta Saklıdır
Türkiye’ye gelen her turist, aslında yalnızca bir tatil yapmaz; aynı zamanda yerleşik algılarla yüzleşir. Kimi zaman bu yüzleşme, bir cümleyle özetlenir ve o cümle, sayfalarca analizden daha etkili olur.
Türkiye, belki kusursuz değildir; ancak insan sıcaklığıyla, iyiliğiyle ve misafirperverliğiyle hâlâ dünyanın en güçlü ahlaki sermayelerinden birine sahiptir. Ve bazen, gerçeği hatırlatmak için bir turistin samimi sözü yeterlidir.
