Pfizer: Bilimin Işığı ile Gölgenin Uzun Tarihi Arasında

Pfizer: Bilimin Işığı ile Gölgenin Uzun Tarihi Arasında

Modern tıbbın vitrini parlaktır. Camın ardında kurtarılan hayatlar, uzatılan ömürler ve insanlığın hastalıklara karşı kazandığı büyük zaferler sergilenir. Ancak her vitrinin arkasında, daha az konuşulan bir arka koridor vardır. Pfizer’in 175 yıla yaklaşan tarihi de tam olarak bu iki alan arasında uzanır: bilimsel öncülük ile etik tartışmaların kesiştiği bir hat.

Pfizer, penisilinin endüstriyel ölçekte üretilmesini mümkün kılan şirketlerden biri olarak tıp tarihinde silinmez bir iz bırakmıştır. Antibiyotikler, aşılar ve kronik hastalıklara yönelik ilaçlarla küresel sağlık mimarisinin temel taşlarından biri olmuştur. Bu yönüyle Pfizer, yalnızca bir şirket değil; modern tıbbın inşasında rol almış bir aktör olarak anılır.

Ancak tarih, yalnızca başarıların kaydedildiği bir defter değildir. Şirketin geçmişi, özellikle etik sınırlar, klinik deneyler ve pazarlama uygulamaları üzerinden ciddi eleştirilerle de şekillenmiştir. Nijerya’da 1990’lı yıllarda çocuklar üzerinde yürütülen ve hâlâ tartışma konusu olan klinik denemeler, “bilimsel ilerleme” ile “etik sorumluluk” arasındaki çizginin ne kadar hayati olduğunu tüm dünyaya hatırlatmıştır. Bu olay, yalnızca bir dava dosyası değil, küresel ilaç sektörüne yöneltilmiş bir vicdan sorusu olarak hafızalarda yer etmiştir.

Buna ek olarak, Pfizer’in geçmişte yasa dışı pazarlama uygulamaları nedeniyle ödediği rekor düzeydeki para cezaları, şirketlerin ekonomik gücü ile hukuki ve ahlaki sorumlulukları arasındaki gerilimi gözler önüne sermiştir. Geri çağrılan ilaçlar, bildirilen ciddi yan etkiler ve açılan davalar; “kusursuz bilim” algısının pratikte ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koymuştur.

Buradaki mesele, tek bir şirketi mahkûm etmekten ziyade daha büyük bir soruyu sormaktır: Küresel ilaç endüstrisi kim adına, hangi sınırlar içinde ve ne pahasına ilerliyor? Parlak halkla ilişkiler kampanyaları, güven inşa edebilir; ancak güven, yalnızca şeffaflık ve hesap verebilirlikle kalıcı hâle gelir.

Pfizer’in hikâyesi bu nedenle bir çelişkiler anlatısıdır. Bir yanda milyonlarca hayatı kurtaran bilimsel atılımlar, diğer yanda kurumsal gücün etik denetimi aştığı anlar. Bu iki gerçek birbirini yok etmez; aksine birlikte var olur ve birlikte değerlendirilmek zorundadır.

Sonuç olarak mesele “aşı olur muydunuz?” sorusundan daha derindir. Asıl soru şudur: İnsanlığın sağlığını şekillendiren şirketler, yalnızca laboratuvar sonuçlarıyla mı, yoksa tarihleri ve sorumluluklarıyla mı değerlendirilmeli? Pfizer’in 175 yıllık serüveni, bize bilimin tek başına yeterli olmadığını; etik pusulanın da en az bilim kadar hayati olduğunu hatırlatıyor. Çünkü sağlık, yalnızca bedenle değil, güvenle de iyileşir. 

TRT WORLD 👈

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski