Suriye’nin Yeniden Doğuşu: Güvenlikten İnşaya Uzanan Yol ve Türkiye ile Stratejik Kader Ortaklığı

Suriye’nin Yeniden Doğuşu: Güvenlikten İnşaya Uzanan Yol ve Türkiye ile Stratejik Kader Ortaklığı

 

Tarihin bazı dönemleri vardır; devletler yalnızca sınırlarını değil, kaderlerini de yeniden çizer. Suriye bugün tam da böyle bir eşiktedir. Yıllar süren yıkımın, parçalanmanın ve dış müdahalelerin ardından, ülke artık hayatta kalma refleksinden çıkıp yeniden inşa iradesini konuşmaktadır. Ahmet Şara’nın açıklamaları bu açıdan sıradan bir siyasi beyan değil, yeni bir devlet aklının işaret fişeğidir.

“Yeni savunma bakanlığımızı ve ordumuzu oluşturuyoruz” cümlesi, Suriye için yalnızca askeri bir reorganizasyonu değil, egemenlik iddiasının yeniden tanımlanmasını ifade etmektedir. Çünkü ordu, bir devletin sadece silahlı gücü değil; aynı zamanda merkezî otoritesinin, hukuk düzeninin ve toplumsal sözleşmesinin taşıyıcı kolonudur.


Yeni Ordu: Silah Değil, Disiplin ve Doktrin Meselesi

Suriye’nin önündeki en büyük sınav, silahlı gücü yeniden üretmek değil; dağınık, ideolojik olarak parçalanmış ve dış etkilere açık yapıların yerine, tek merkezden yönetilen, ulusal doktrine sahip bir savunma mimarisi kurabilmektir. Bu noktada “yeni ordu” vurgusu kritik bir anlam taşır.

Modern devletlerde ordu;

  • Siyasi otoriteye bağlı,
  • Hukukla sınırlandırılmış,
  • Sivil denetime açık,
  • Ulusal güvenlik konseptiyle uyumlu

bir yapı olmak zorundadır. Aksi hâlde ordu, devleti koruyan bir unsur olmaktan çıkıp, devletin kendisi için bir tehdit hâline gelir. Suriye’nin yaşadığı acı tecrübeler, bu gerçeği defalarca kanıtlamıştır.


Savunma Bakanlığı: Güç Yoğunlaşması Değil, Kurumsal Akıl

Yeni savunma bakanlığının inşası, kişilere veya gruplara dayalı bir güç yoğunlaşması değil; kurumsal aklın tesis edilmesi anlamına gelmektedir. Bu bakanlık, yalnızca savaş zamanı değil, barış döneminde de aktif bir devlet organı olmalıdır.

Savunma;

  • Sınır güvenliği,
  • Terörle mücadele,
  • Afet ve kriz yönetimi,
  • Uluslararası askeri iş birlikleri

gibi geniş bir çerçevede ele alınmalıdır. Ahmet Şara’nın söylemleri, bu çerçevenin farkında olunduğunu göstermesi bakımından önemlidir.


Altyapı: Güvenliğin Sessiz Omurgası

Bir ülke yalnızca tanklarla, uçaklarla korunmaz. Gerçek güvenlik, asfaltın altında, kabloların içinde, barajların gövdesinde ve limanların iskelelerinde saklıdır. Şara’nın “altyapı desteği konusunda Türkiye’nin yardımına ihtiyacımız var” vurgusu, bu nedenle son derece stratejiktir.

Çünkü altyapı olmadan:

  • Ordu lojistik olarak hareket edemez,
  • Ekonomi canlanamaz,
  • Göç tersine çevrilemez,
  • Devlet vatandaşına ulaşamaz.

Yollar, enerji hatları, haberleşme ağları ve lojistik merkezler; modern savunma sistemlerinin görünmeyen ama vazgeçilmez unsurlarıdır.


Türkiye: Saha Deneyimi Olan Bir İnşa Ortağı

Türkiye’nin Suriye için taşıdığı anlam, klasik bir müttefiklik tanımının çok ötesindedir. Türkiye;

  • Savaş sahasında operasyonel tecrübeye sahip,
  • Terörle mücadelede kurumsal hafıza oluşturmuş,
  • Savunma sanayiinde yerlileşme başarısı göstermiş,
  • Altyapı ve yeniden inşa projelerinde küresel ölçekte söz sahibi

bir aktördür.

Bu nedenle Türkiye’nin desteği, yalnızca teknik bir yardım değil; bir devlet kurma pratiğinin paylaşımıdır. Ahmet Şara’nın “Türkiye her zaman yanımızda oldu, Suriye’yi beraber inşa edeceğiz” ifadesi, sahada karşılığı olan bir tespittir.


Ortak İnşa: Coğrafyanın Dayattığı Kader Birliği

Türkiye ile Suriye arasındaki ilişki, geçici ittifaklara değil, kalıcı coğrafi gerçekliğe dayanmaktadır. Aynı güvenlik kuşağını paylaşan bu iki ülkenin kaderleri, ister istemez iç içe geçmiştir. Güçlü bir Suriye, Türkiye’nin güney sınırlarını istikrara kavuşturur; istikrarlı bir Türkiye ise Suriye’nin yeniden ayağa kalkmasını hızlandırır.

Bu bağlamda “beraber inşa” söylemi, romantik bir temenni değil; rasyonel bir zorunluluktur.


Sonuç: Enkazdan Devlete Giden Uzun Yol

Suriye için önümüzdeki dönem kolay olmayacaktır. Yeni orduyu kurmak, altyapıyı ayağa kaldırmak ve toplumsal güveni yeniden tesis etmek; sabır, disiplin ve uluslararası denge gerektirir. Ancak ilk kez, söylemler enkazın değil, geleceğin diliyle kurulmaktadır.

Ahmet Şara’nın mesajı nettir:
Suriye, artık başkalarının hesaplarının sahnesi olmak istememektedir. Kendi ordusunu, kendi kurumlarını ve kendi geleceğini inşa etme iradesini ortaya koymaktadır.

Ve bu uzun yürüyüşte, Türkiye yalnızca bir destekçi değil; tarihi, coğrafi ve stratejik bir yol arkadaşıdır.

Bazı ülkeler savaşla anılır, bazıları inşayla. Suriye’nin kaderi, bu ikisi arasındaki çizgide yeniden yazılmaktadır.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski