Barış Konuşması Bitti, Tetik Çekildi: Rabin Suikastı ve Barışın Kırılgan Tarihi

Barış Konuşması Bitti, Tetik Çekildi: Rabin Suikastı ve Barışın Kırılgan Tarihi

Barış bazen bir cümle kadar kısa, bir saniye kadar kırılgandır.
1995 yılının Kasım gecesinde Tel Aviv’de tam olarak olan buydu. Sözler bitmişti, alkışlar yükselmişti; ardından tarih susturuldu. İsrail Başbakanı İzak Rabin, barış için konuşmuştu. Saniyeler sonra ise barış adına konuşan bir lider, barışa düşman bir kurşunla yere yığıldı.

İzak Rabin’in öldürülmesi, sıradan bir siyasi suikast değildi. Bu olay, İsrail-Filistin barış sürecinin fiilen sona erdiği an olarak tarihe geçti. Kurşun yalnızca bir insanı değil, umutla örülmüş bir geleceği de hedef aldı.

Barışı İçerden Vuran Kurşun

Rabin’i öldüren saldırgan bir Filistinli değildi. Dışarıdan gelen bir düşman da değildi. Yahudi aşırı sağ ideolojiyle beslenen, kendi devletinin barış yönelimini “ihanet” olarak gören bir fanatikti. Bu gerçek, suikastın anlamını daha da derinleştirdi.

Bu cinayet, barışın en büyük düşmanının çoğu zaman “öteki” değil, barışı reddeden radikal zihinler olduğunu açık biçimde gösterdi. Silahı çeken parmak tek bir kişiye ait olsa da, tetiği hazırlayan zihniyet çok daha genişti.

Oslo’dan Karanlığa

Rabin, Oslo Anlaşmaları’nın mimarıydı. Filistinlilerle karşılıklı tanıma, müzakere ve birlikte yaşama fikrini savunuyordu. Bu, Ortadoğu gibi tarihsel travmalarla dolu bir coğrafyada cesur bir adımdı. Ancak cesaret, her zaman alkışla karşılanmaz.

Suikast sonrası süreç, barışın nasıl sistematik biçimde aşındırıldığını gösterdi. Müzakereler askıya alındı, yerleşim politikaları hız kazandı, güven yerini korkuya bıraktı. Rabin’in ölümüyle yalnızca bir lider değil, “barış mümkün olabilir” düşüncesi de ağır yara aldı.

Asırlık Bir Döngü: Barışı Öldüren Kim?

“Barışın katili” ifadesi, tek bir halka veya inanca indirgenemez. Ancak tarihe bakıldığında şu gerçek değişmez:
Barış, her zaman en çok kendi içinden çıkan aşırılıklar tarafından öldürülür.

İsrail tarihinde Rabin suikastı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Barış isteyen bir lider, kendi toplumunun içindeki radikal bir yapı tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bu durum, sorunun yalnızca Filistin-İsrail çatışması olmadığını; daha derin, ideolojik ve ahlaki bir kriz olduğunu ortaya koyar.

Rabin’in Ardından Kalan Sessizlik

Bugün Ortadoğu’ya bakıldığında, Rabin’in yokluğunun yarattığı boşluk hâlâ hissediliyor. Barış söylemi zayıf, silah dili güçlü. O gece Tel Aviv’de sıkılan kurşun, yalnızca geçmişi değil, geleceği de yaraladı.

Rabin’in suikastı bize şunu hatırlatır:
Barış, cesaret ister. Ama barışı korumak, ondan da büyük bir ahlaki direniş gerektirir.

Ve ne yazık ki tarih, çoğu zaman barışı savunanlardan değil, barışı susturanlardan yana yazılır.
Ta ki biri yeniden ayağa kalkıp, kurşun seslerinden daha güçlü bir sesle şunu söyleyene kadar:

“Barış, hâlâ mümkün.”

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski