Bazı sözler vardır; bir açıklama olmaktan çıkar, bir vicdan çağrısına dönüşür.
İspanya’nın Avrupa Parlamentosu Üyesi Irene Montero’nun Gazze’ye ilişkin açıklaması da tam olarak böyledir. Kısa, net ve sarsıcı: “Soykırım henüz bitmedi.” Bu cümle, yalnızca bir tespit değil; küresel suskunluğa yöneltilmiş açık bir itirazdır.
Gazze’de bir günde 26 insanın hayatını kaybettiği haberinin sıradan bir istatistik gibi geçiştirildiği bir dünyada, Montero’nun sözleri bir gerçeği hatırlatır: Alışmak, suçun en sessiz ortağıdır.
Medyanın Sessizliği, Şiddetin Devamlılığı
Montero’nun asıl hedefi yalnızca İsrail hükümeti değildir. Onun eleştirisi, savaşın görüntülerini perdeleyen, ölümleri rakamlara indirgeyen ve acıyı görünmez kılan küresel medya düzeninedir. Çünkü tarihte birçok zulüm, silahlarla değil; sessizlikle sürdürülmüştür.
Medya sustuğunda, bombalar daha rahat düşer.
Kameralar başka yöne döndüğünde, çocukların çığlığı arka plan gürültüsüne dönüşür.
Bu nedenle “sessizliği bozmak”, yalnızca gazetecilik değil, ahlaki bir sorumluluktur.
Hukukun Üstünlüğü mü, Gücün Dokunulmazlığı mı?
Montero’nun en sert vurgusu ise uluslararası hukuk meselesindedir. Netanyahu ve Trump’ın “parmaklıkların ardına girmesi gerektiği” yönündeki çağrı, bir intikam talebi değil; hesap verilebilirlik ilkesinin savunusudur.
Eğer uluslararası hukuk yalnızca zayıflar için geçerliyse, o hukuk adalet üretmez; hiyerarşi üretir. Eğer güçlü liderler, verdikleri kararların bedelini ödemiyorsa, savaş bir “seçenek” haline gelir. İşte bu noktada Montero’nun sözleri, hukuk ile güç arasındaki derin çatlağı görünür kılar.
Filistin Meselesi: Bir Toprak Değil, Bir İnsanlık Sınavı
Filistin meselesi artık yalnızca bir coğrafya tartışması değildir. Bu mesele, insan haklarının evrenselliğine dair küresel bir sınavdır. Bir halkın özgürlüğü ertelendiğinde, adaletin evrenselliği de ertelenmiş olur.
Montero’nun “Filistin özgürlüğüne kavuşana kadar” ifadesi, bu mücadelenin geçici bir gündem değil, uzun soluklu bir etik duruş olduğunu ortaya koyar. Özgürlük, yalnızca bir halk için değil; onu savunan herkes için bir insanlık meselesidir.
Tarih Konuşacak, Sessizlik Yargılanacak
Bugün açıklamalar cesur, bedeller ağır olabilir. Ancak tarih, her zaman susanları değil; konuşanları hatırlar. Irene Montero’nun sözleri, geleceğe bırakılmış bir kayıttır: “Ben susturulmuş olana kulak verdim” deme cesaretidir.
Ve belki de asıl soru şudur:
Bu çağın insanları olarak, biz hangi tarafta hatırlanacağız?
Sessiz kalanlar arasında mı,
yoksa sessizliği bozanlar arasında mı?
Gazze yanarken tarafsızlık, yalnızca yangını izlemektir.
Adalet ise, ateşin karşısında durmayı gerektirir.
