Ortadoğu’nun kaderini şekillendiren satranç tahtasında taşlar bir kez daha hareket ediyor. İran ile Amerika Birleşik Devletleri, bu Cuma Umman’ın başkenti Maskat’ta bir araya gelmeye hazırlanırken, görüşmelerin neyi kapsayacağı sorusu bizzat görüşmelerin kendisinden daha büyük bir krize dönüşmüş durumda. Masanın kurulacağı yer net, fakat masaya hangi başlıkların konulacağı hâlâ tartışmalı.
Washington, Tahran ile yapılacak temasların yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmasını istemiyor. ABD yönetimi, İran’ın genişleyen savunma kapasitesi, balistik füze programı, bölgedeki vekil güçlere verdiği destek ve genel güvenlik mimarisi gibi başlıkların da ele alınmasında ısrarcı. Buna karşın Tahran cephesi son derece net: “Sadece nükleer program.”
ABD’nin Geniş Gündem Israrı
ABD açısından mesele yalnızca nükleer zenginleştirme oranları ya da denetim mekanizmaları değil. Washington, İran’ı bir bütün olarak ele almak istiyor. Pentagon ve Beyaz Saray çevrelerinde hâkim olan görüş şu:
İran’ın nükleer programı, savunma sanayisi ve bölgesel etkisi birbirinden bağımsız değil; bunlar aynı stratejik zincirin halkaları.
Bu nedenle ABD, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasının, İran’ın füze kapasitesi ve bölgesel askeri nüfuzu göz ardı edilerek sürdürülebilir olmayacağını savunuyor. Aksi hâlde ortaya çıkacak bir anlaşmanın, yalnızca “zaman kazandıran ama krizi çözmeyen” bir belge olacağı düşünülüyor.
Tahran’ın Kırmızı Çizgisi
İran ise bu yaklaşımı açıkça reddediyor. Tahran’a göre savunma kapasitesi milli egemenliğin dokunulmaz bir parçası ve pazarlık konusu yapılamaz. İranlı yetkililer, nükleer anlaşmanın (JCPOA) çerçevesinin zaten geçmişte net biçimde çizildiğini hatırlatarak, ABD’nin gündemi genişletme çabasını “sözleşmenin ruhuna aykırı” olarak değerlendiriyor.
Tahran’ın temel kaygısı şu:
Eğer bugün füze programı masaya gelirse, yarın bölgesel ittifaklar, öbür gün iç politika tartışma konusu yapılabilir. Bu nedenle İran, Maskat’taki görüşmeleri dar ama derin tutmak istiyor.
Umman’ın Sessiz Diplomasisi
Bu kritik görüşmelerin Umman’da yapılması tesadüf değil. Maskat, yıllardır Washington ile Tahran arasında sessiz bir köprü işlevi görüyor. Ne taraf tutuyor ne de sahneden çekiliyor; yalnızca diplomasinin nefes alabileceği bir alan açıyor. Ancak bu kez Umman’ın arabuluculuğu bile, taraflar arasındaki derin güvensizliği örtmeye yetmeyebilir.
Görüşmelerin Olası Akıbeti
Cuma günü yapılacak temasların büyük bir anlaşma üretmesi beklenmiyor. Asıl mesele, masanın devrilip devrilmeyeceği. Taraflar gündem konusunda uzlaşamazsa, görüşmeler sembolik bir temasın ötesine geçmeyebilir. Ancak masada kalmayı başarmaları bile, mevcut küresel gerilim ortamında başlı başına bir kazanım olarak görülüyor.
Sonuç: Gündem Bir Ayrıntı Değil, Mücadelenin Kendisi
Maskat’ta yaşanan tartışma, teknik bir gündem anlaşmazlığı değil; bu, güç, egemenlik ve güvenlik algılarının çatışmasıdır. ABD, İran’ı sınırlandırmak isterken; İran, sınır çizilmesine direniyor. Nükleer dosya ise bu büyük mücadelenin yalnızca görünen yüzü.
Diplomasi bazen konuşmaktan çok, neyin konuşulmayacağını belirleme sanatıdır. Ve görünen o ki, Maskat’ta asıl pazarlık, maddeler arasında değil; kelimelerin kendisi üzerinde yaşanacaktır.
