Yaşar Kemal’in dünyasında insan, sadece etten ve kemikten ibaret bir varlık değil; doğanın, mitlerin ve en önemlisi umudun bir parçasıdır. Onun "İnsan düşleri öldüğü gün ölür," sözü, yalnızca romantik bir aforizma değil, bir varoluş manifestosudur.
İşte bu derin düşünce üzerine bir değerlendirme:
Düş: İnsanın Gizli Yakıtı
Yaşar Kemal’e göre düş kurmak, bir kaçış değil, bir direniş biçimidir. Çukurova’nın kavurucu sıcağında, ağalık düzeninin baskısı altında ezilen ırgatlar için "düş", onları hayata bağlayan tek gerçektir. İnsan, karnı aç olsa da, sırtı pek olmasa da yarın için kurduğu o büyük hayalle ayakta kalır. Düş bittiğinde, kişinin dünyayı değiştirme, adaleti arama ve yaşama tutunma arzusu da biter.
Yaşarken Ölmek
Biyolojik ölüm bir sondur, ancak Yaşar Kemal’in işaret ettiği "ölüm" çok daha trajiktir: Ruhsal çöküş. Bir insan hayal kurmayı bıraktığında, merakını ve heyecanını kaybettiğinde, aslında etrafındaki dünyaya yabancılaşır. Bu durumdaki bir insan, sadece nefes alan bir gölgeye dönüşür. Yazarın romanlarındaki İnce Memed gibi karakterler, imkansızın peşinden koşarak aslında "ölüme" meydan okurlar. Onları ölümsüz kılan şey, gerçekleştirdikleri eylemlerden ziyade, o eylemlerin arkasındaki devasa hayal gücüdür.
Yaratıcılık ve Doğa
Kemal’in evreninde doğa da düşlerle canlanır. Toprağın kokusu, bir kuşun kanat çırpışı, ancak onu hayalleriyle harmanlayan bir insan için anlam taşır. Düşleri ölen birisi için doğa dilsizleşir, renkler solar. Yazara göre insanı evrenin bir parçası kılan şey, zihninde yarattığı o sonsuz anlatılar ve efsanelerdir.
Yaşar Kemal bize şunu hatırlatır: En karanlık dönemlerde bile insanı kurtaracak olan şey, cebindeki para ya da elindeki güç değil, zihnindeki o parlak düştür. Düşlerimizi öldürmek, kendi ellerimizle mezarımızı kazmaktır. Bu yüzden yaşam, son ana kadar bir hayal kurma inadıdır.
